ESWL Sırasında Ne Olmaktadır?

Tedavi sırasında Litotripter (Taş Kırma Cihazı) tarafından vücudun dışında bir şok dalgası oluşturulmakta ve hastaya temas eden bir su yastığı aracılığıyla vücut içine yansıtılmaktadır. 

 

Taşkırma cihazının jeneratörünün kapalı ve küçük bir ortamda (hava veya su içerisinde) oluşturduğu ani enerji  salınımı;  yüksek enerji dalgalarına (şok dalgası) neden olmaktadır. Şok dalgasının su veya benzer yoğunluktaki (örn. insan vücut dokuları) dokuların içerisinde yayılımı ve ilerlemesi akustik Fiziği kanunlarına uygun olarak gerçekleşir.  

 

 

Şok dalgasının vücut içerisinde  akustik dirençleri farklı dokular arasında (yumuşak doku-taş)ilerlemesi doku sınırlarında ( taşın yüzeyinde) sıkıştırma kuvvetinin doğmasına neden olur. Oluşan bu sıkıştırma kuvveti rastlanılan dokunun (idrar yolundaki taş) gerilme direncinden yüksek olması durumunda taşın ön yüzünde çatlama meydana gelir. 

 

Şok dalgasının taşın arka yüzüne geçen kısmı geri yansıyarak taşta çatlama ve kırılmaya neden olmaktadır. Şok dalgasının içinden geçtiği diğer dokulara herhangi bir zararı bulunmamaktadır.

 

ESWL sırasında amaç taşı 1mm. den küçük fragmanlara ayırarak ağrısız ve sorunsuz bir şekilde idrarla atılmasını sağlamaktır. 

 

ESWL sırasında taş cihazın ekranında görüntülenir, odaklama yapılarak şok dalgalarının ulaşması  gereken yer belirlenir ve işleme başlanır

 

ESWL  hastanın yatışı ve anestezi almasını gerektiren bir tedavi  değildir.

Böbrek Taşı ve Tedavisi

İlgili Sayfaya Yönlendirliyorsunuz Lütfen Bekleyiniz....

Bebeklerde Böbrek Taşı

BEBEKLERDE NEDEN BÖBREK TAŞI OLUŞUR

Böbrek taş hastalığı çocuklarda özellikle de yenidoğan bebek döneminde giderek artan bir oranda görülmektedir. Hastalık bu dönemde önemli bir klinik problem yaratabilmektedir. Yüksek tekrarlama oranları, tanıdaki yetersizlikler ve gecikmeler, tedavideki düzensizlikler böbrek kayıplarına varabilen kötü sonuçlar doğurabilmektedir. 


Erkek bebeklerde kızlara göre yaklaşık 4 kat daha fazla görülmektedir. Erişkinlerde şiddetli ağrı ve idrarda kanama en sık görülen yakınmalar iken bebeklerde huzursuzluk, iştahsızlık ve kilo alamama gibi daha genel belirtiler görülmektedir. 
Çocukluk çağı taş hastalığının nedenleri sırasıyla metabolik bozukluklar (%35-95), böbrekteki şekil bozuklukları (%8-30), idrar yolu enfeksiyonları (%2-25) olarak tespit edilmiştir. 


Metabolik bozuklukların tespiti açısından ülkemizde yapılan bir çalışmada en sık görülen metabolik bozukluk idrarda kalsiyumun fazla atılması (hiperkalsiüri) ve idrarda sitrattın az miktarda bulunmasıdır. Dolayısıyla taş saptanan tüm bebeklerde mutlaka metabolik değerlendirme (kan ve idrar) yapılmalıdır. Ayrıca taşın kırılmasını takiben bebeğin döktüğü taşların özel yöntemlerle incelenip taşın cinsi saptanmalıdır. 
Vitamin D desteğinin uygunsuz olarak fazla verilmesi ve formül mama ile beslenme idrarda fazla kalsiyum atılımına sebep olabilmektedir. Anne sütü ile beslenen ve yeterli sıvı ihtiyacı karşılanmayan bebeklerde de idrarda taş yapıcı (ürik asit) maddeler yoğunlaşmaktadır. 
Erken doğum (prematurite) taş hastalığı açısından en önemli risk faktörüdür. Erken doğan bebeklerin yaklaşık % 16 sında taş hastalığının geliştiği saptanmıştır. 


Taş yapabilecek diğer sık görülen nedenler genetik ve metabolikhastalıklari böbrek ve idrar yollarıyla ilgili yapısal anomaliler ( darlık, reflü, polikistik böbrek vb.), idrar yolu enfeksiyonları, bazı ilaçlar (vitamin D, idrar söktürücü bazı ilaçlar), çevresel faktörler (sıcak iklim) dir.


ÖNERİLER
Bebeklerde taş hastalığı ileride böbrek yetmezliği de dahil ciddi sorunlara yol açabilmektedir. Bu nedenle mutlaka altta yatabilecek risk faktörleri araştırılmalıdır. Hasta taşını düşürdüyse veya cerrahi yöntemler veya taşkırmayla (ESWL) taş çıkarıldıysa taş mutlaka analiz edilmeli ve bebekte metabolik değerlendirme yapılmalıdır.


Her hastanın metabolik risk faktörlerine uygun tedavi programları başlatılmalı ve düzenli kontrolleri yapılmalıdır. 
Taşların tekrarını önlemek açısından tuz< alımı kısıtlanmalı ve sıvı alımı arttırılmalıdır. 

Hamilelikte Böbrek Taşı

Hamilelikte Böbreklere Dikkat
Devam eden bulantı, ateş, karın ağrısı böbrek taşı belirtisi olabilir, uzmanlara göre hamilelik öncesinde böbrek taşı kontrolü şart.

 

Ülkemizde yaklaşık olarak her 150 gebeden biri böbrek taşı problemi yaşamaktadır. Günümüzde gelişen teknolojilerle kolaylıkla tespit edilebilen böbrek taşları, hamilelik döneminde hem hormonal faktörlerin etkisiyle hem de büyüyen rahimin idrar yollarına baskı yapması nedeniyle önem kazanıyor.

Bulantı, ateş, karın ve bel ağrısı, idrar renginde kırmızılık gibi belirtiler veren böbrek taşları erken doğuma da sebep olabiliyor. Biosan Sorumlu Hekimi Uzman Dr. Okan Gökhan, anne adaylarına, hamilelik öncesinde muhakkak taş kontrolü yaptırmalarını öneriyor ve ekliyor "Hamilelik döneminde progesteron hormonunun gevşetici etkisi ve rahmin idrar yollarına yaptığı baskı nedeniyle böbrek içinde bir miktar genişleme olabilir. Bu dönemde hem taş oluşma riski hem de idrar yollarında enfeksiyon oluşma riski artar. Hastalarda sıklıkla bel, karın ağrısı, bulantı, kusma, idrarda kanama bazen buna eşlik eden ateş şikayetleri bulunur. Yapılacak idrar tahlili, ultrasonografik inceleme genellikle taşın saptanmasında yeterli olur. Tedavi edilmeyen vakalarda ağrı ve enfeksiyon erken doğuma neden olabilir."

 

HAMİLELİKTE RADYASYON İÇEREN YÖNTEMLER KULLANILMIYOR!

Günümüzde taşların saptanmasında ilk tercih edilecek görüntüleme yöntemi direk grafi (röntgen) ve ultrasondur. Bu yöntemlerin yetersiz kaldığı durumlarda tomografik inceleme gerekir. Hamilelikte röntgen ve tomografi bebeğe zarar vereceğinden kullanılamaz. Bu durumda ultrason ile taşların saptanması mümkün olmazsa MR Ürografi (manyetik rezonans) tetkiki yapılabilir.

HAMİLELERDE TAŞ TEDAVİSİ NASIL YAPILIR?

Küçük taşların yüzde 70 - 80'inde ilaç tedavisi yeterli olur. Konu için bilgi aldığımız Biosan sorumlu hekimi Dr. Okan Gökhan hamilelere uygulanan taş tedavisini anlattı: "5 mm ve altındaki taşlarda beraberinde başka sorun yoksa hastanın taşı düşürmesi için gereken ilaç tedavisi, enfeksiyon varlığında uygun antibiyotik tedavisi düzenlenir. Taş büyükse, idrar kanalını tıkamışsa üreteroskopi ile taş kırılarak çıkartılır veya hamilelik süresince vücutta kalacak ince bir tüp (DJ stent) takılarak mevcut tıkanıklık önlenebilir ve taş tedavisi doğum sonrasına bırakılır."

Böbrek taşından korunmak için bunları yapın!

Günde en az 2-2,5 litre su için. Yaz aylarında ise nedeniyle kaybedeceğiniz su miktarını telafi etmek için en az 3 litre su içmeye gayret edin.

Günlük diyette şeker ve karbonhidrat alımını, aşırı miktarda alkol kullanımını, kuru yemişleri ve aşırı C vitaminini kısıtlayın.

D vitamini takviyesi alırken doktora danışın.

Ançuez, sardalya ve sakatat gibi ürik asit seviyelerini arttıran yiyecekleri yemeyin.
Düşük proteinli diyet uygulayarak vücudunuzdaki ürik asit miktarını sınırlayın.
İçeriğinde kalsiyum bulunan mide asidini giderici ilaçları alırken dikkatli olun.
Günde 3 gramdan fazla olmayacak şekilde tuz alımını kısıtlayın.

Mesane Tümörleri

Mesane (idrar kesesi), üriner sistemde (idrar yollarında) yer alan organlardan bir tanesidir. Yukarıdan aşağıya doğru sıralandığında idrar yolları sırasıyla böbrek, üreterler, mesane ve üretradan oluşur. Böbrek çok gelişmiş bir filtre sistemidir. Kan böbreğin içerisine girer bu özelleşmiş filtreden geçer, içindeki atık ve zararlı maddeler idrar olarak süzülür geri kalan kan dolaşım sistemine geri döner. Her iki böbrekte üretilen idrar, üreterler adını verdiğimiz sağ ve sol üreter tüpleri ile mesaneye iletilir. Mesanede idrar depolanır ve üretra (idrar yolu) adını verdiğimiz bir tüp vasıtasıyla vücut dışına atılır.


Mesane, esneme özelliği olan bir organdır. Bu açıdan mideye benzetilebilir. Özellikli kas yapısı sayesinde böbrekten gelen idrarı uzun süre depolamak asıl görevidir. Mesane tamamen kaslardan oluşmuş esnek duvar yapısına sahiptir. Boşaldığı zaman armut şeklini alır. 40-50 ml civarı hacim kaplar. İdrarla tamamen dolduğunda ise 400-500 ml’lik hacime sahip olur. Bazen idrar boşaltımı geciktidiğinde 800-900 ml ye çıkan hacime ulaşabilir.
Mesane duvarı iç içe geçmiş 3 katman kas tabakasından oluşmuştur. Bu kas yapısı özelliği sayesinde idrar dolmasına bağlı mesane hacmi artmasına rağmen kişide bir rahatsızlık meydana gelmez. Mesane belli bir doluluğa ulaştığında beyne mesane dolmakta olduğunun uyarısı gönderilir. Genellikle mesane 1/4 kapasiteye ulaştığında ilk uyarı gelmektedir. Bu aşamada beyin tarafından mesanenin kasılması baskılanır ve uygun ortam bulunana kadar mesaneden gelen sinyaller kesilir. Mesane dolmaya devam eder. Halen boşaltma fonksiyonu yerine getirilmemişse daha şiddetli bir uyarı ile beyin uyarılır ve boşaltım talebinde bulunulur. Ancak uygun ortam mevcut değilse beyin yine mesaneden gelen sinyalleri bastırabilme özelliğine sahiptir.


Beyin, boşaltım için uygun ortamın oluştuğunu düşündüğü zaman mesane kasları kasılarak içerisindeki idrarın boşalmasına olanak verir. Mesanenin dolumu sırasında idrar kaçağını önlemek için iç tıpa ve dış tıpa adı verilen iki adet sfinkter yani tıpa mekanizması mevcuttur. Bu tıpa mekanizmaları hem dolum esnasında idrar kaçağını önler hem de boşaltım esnasında idrarın rahat atılması için mesanenin huni şekline girmesine olanak vererek rahat idrar boşaltmayı sağlar.
Bazen dış faktörlere bağlı olarak mesanenin çalışma fonksiyonu bozulabilir. Mesane fonksiyonunda bozulma yapan en önemli etken sistit adını verdiğimiz durumdur. Sistit, mesanenin bakteriyel enfeksiyonudur ve daha çok bayanlarda görülür. Bayanlarda üretra adı verilen idrar yolunun kısa olması dış ortamdaki bakterilerin erkeklere oranla daha kolay bir şekilde mesane içerisine girmesine ve bakteriyel enfeksiyon meydana gelmesine neden olmaktadır.


Mesane enfeksiyonu (iltihabı), erkeklerde daha nadir görülür. Daha çok ileri yaşlardaki erkeklerde özellikle prostat büyümesine bağlı idrar kanalındaki tıkanıklıklar nedeniyle idrarın rahat boşalamaması mesane enfeksiyonlarına yol açar.
Enfeksiyon dışında mesanede başka hastalıklarda mesane fonksiyonlarında bozulmalara neden olabilirler. İlerleyen yaşla beraber mesanede bu tip hastalıkların görülme sıklığı da artar.

 

Mesane kanseri

Mesane taşları

Aşırı aktif mesane sendromu

İdrar inkontinansı

Stres idrar inkontinansı

Nörojenik mesane

Mesane ekstrofisi (Doğuştan mesanenin karın duvarına açık olması)

Akut idrar retansiyonu (Ani idrar yapamama durumu)

Akut sistit

İntersistiyel sistit gibi mesane ile ilgili hastalıklar mevcuttur. Bu rahatsızlıklara kısaca değinmek gerekirse;

Sistit


Mesanenin enfeksiyonudur. Akut ve kronik şekli vardır. Ağrı, rahatsızlık, sık idrara gitme ve idrar yapmada zorluk şikayetleri yapar.
İdrar yolu taşları


İdrar yolu taşları böbrekte oluşur, üreterler boyunca aşağıya iner ve en sık olarak mesane girişinde takılırlar. Üreter alt ucunda yer alan taşlar, mesanede rahatsızlık meydana getirerek sık idrara çıkma, idrar yapamıyor hissi gibi belirtiler ortaya çıkartırlar. Bazen taşlar mesanede takılır özellikle prostat büyümesi olan ve üretrası daralmış hastalarda mesanede tıkama yapan taşlar çok şiddetli mesane rahatsızlığına ve ağrıya sebep olurlar.


Mesane kanseri
Mesane kanseri çoğunlukla idrardan kan gelmesi nedeniyle yapılan tetkiklerle teşhis edilir. Sigara içme ve kimyasallara maruz kalma mesane kanserinin en sık görülen sebepleridir
İdrar kaçırma (idrar inkontinası)
İstemsiz olarak idrar kaçırmaya idrar inkontinansı adı verilir. Kronik ve birçok sebebi olabilir.
Aşırı aktif (overaktif) mesane
Mesane kaslarının istemsiz olarak kasılması durumunda, istemsiz idrar kaçırma olabilir. İdrar kaçırma olmadığı durumlarda ani idrara sıkışma, tuvalete gitme hisleri olabilir. Bu durumlara aşırı aktif mesane adı verilir.


Hematuri

İdrarda kan görülmesi durumuna hematuri adı verilir. Hematuri tamamen iyi huylu sebeplerden olabileceği gibi kanser göstergesi de olabildiğinden dikkatli inceleme gerektirir.
İdrar retansiyonu (idrar yapamama)
İdrar yapamama iki sebeple meydana gelebilir.
Bunlardan bir tanesi idrar yolu çıkışının tıkanması; sıklıkla prostat büyümesinden ya da idrar kanalını tıkayacak büyüklükte bir taştan olabilir.
2. neden ise mesane kaslarının kasılamaması; bu da nörojenik mesane durumlarında görülen ve mesanenin boşalmasına engel olan bir durumdur.


Sistosel
Sistoselpelvik kasların vajinal doğumlar ya da karın içi basınç arttıran durumlar sonrası zayıflaması ya da yırtılması nedeniyle mesanenin vajen içerisinden vajen ön duvarına baskı yapması ve vajen içerisinden dışarı doğru çıkmasına verilen addır. İdrar kaçırma ve sık idrar yolu enfeksiyonu gibi rahatsızlıklar meydana getirebilir.
Gece alt ıslatma (Nokturnalenürezis)
5 yaş ve üstü çocuklarda halen geceleri alt ıslatmanın meydana gelmesi, bu durumun haftada 1 ya da 2 kereden fazla görülmesi ve 3 aya kadar devam etmesi durumudur.


Ağrılı idrar yapma (Dizüri)
İdrar yapma sırasında ağrı tedaviye başlamak için yeterli kriterdir. Enfeksiyon, radyoterapi, mesanede veya üretrada ya da dış genital organlarda tahrişlerin olması, mesane kanserleri durumunda ortaya çıkar.
Mesane (idrar torbası) ile ilgili testler


Tam idrar tahlili
İdrarla ile ilgili en sık yapılan testtir. Mesane ve böbrekle ilgili akla gelen her durumda idrar tahlili yapmak gerekir. Hastanın idrarı alınarak sentrifüj edildikten sonra mikroskop altında incelenir. İdrarda kan, iltihap, kristal parçaları, bakteri gibi anormal hücreler olup olmadığı hem mikroskop ile görsel olarak hem de bilgisayar yardımıyla tespit edilir.


Sistoskopi
Sistoskopi, mesanenin vizüel görsel incelemesidir. Bir endoskop mesane içerisine ilerletilerek kamera yardımıyla mesane içerisindeki dokular görüntülenir. Varsa hastalıklar teşhis edilir.


Ürodinami
Mesane fonksiyonlarını tespit etmek amaçlı yapılan bir testtir. Mesane’ye ilerletilen özel sonda vasıtasıyla mesane içerisindeki basınçlar, idrar dolumu ve boşaltımı sırasında kaydedilir. Mesanede fonksiyonel bozukluk olup olmadığı araştırılır.
Mesane (idrar kesesi) ile ilgili tedaviler


Sistoskopi
Sistoskopi sırasında mesanede teşhis edilen hastalıklar özel aletler vasıtasıyla tedavi edilebilir, hastalıklar temizlenebilir.
Mesane kateterizasyonu (Mesaneye sonda uygulanması)
İdrar yapamama durumlarında mesane içerisinde sonda uygulanarak içerideki idrar boşaltılabilir.
Mesane spazmını önleyici ilaç tedavileri
Aşırı aktif mesane kası kasılmalarını engellemek için ilaç tedavileri mevcuttur.


Kegel egzersizleri
Bu egzersizler mesanenin tabanında yer alan pelvik kasların hareket ettirilmesi ve güçlendirilmesi ile mesaneyle ilgili fonksiyonların düzeltilmesi amaçlanır. İdrar kaçırma durumunda ilk tercih edilecek tedavidir
Yapay mesane operasyonu
Mesane kanseri yüksek dereceli ve kas dokusuna ilerlemiş şekilde tespit edildiğinde mesane tamamen çıkarılır. Yerine barsaklar kullanılarak yeni mesane yapılır.

 

Mesane (İdrar Kesesi) Kanseri

 

Mesane (idrar kesesi) kanseri en sık görülen kanser hastalıklarından bir tanesidir. Son yıllarda mesane kanseri görülme sıklığında artış olmuştur. Ancak bunun paralelinde mesane kanseri tedavilerinde de önemli gelişmeler meydana gelmiştir. Bu yüzden hayatta kalım oranları gün geçtikçe artmaktadır.


Mesanenin normal çalışma şekli
Mesane, içi boş balon şeklinde kaslardan oluşan bir organdır. Amacı, böbrekten gelen idrarı biriktirerek gerekli zamanlarda tuvalete giderek idrar boşaltmayı sağlamaktır. İdrar böbrekte üretilir, üreter adı verilen iki adet tüp vasıtasıyla mesaneye iletilir. Mesaneden de üretra adını verdiğimiz bir başka tüp ile vücut dışına aktarılır. Mesane kaslardan oluşması nedeniyle idrar yapılması gerektiği zaman mesanedeki bu kaslar kasılarak mesanenin boşalmasını sağlar. Mesane içerisi ürotelyum adı verilen ince bir tabaka ile kaplıdır. Bu tabakanın hemen altında laminapropria adı verilen bir bağ dokusu mevcuttur. Laminapropriayı mesane kasları çevreler. Kas tabakasının dışında mesane duvarının en dış katmanı olan yağ tabakası vardır.


Mesane kanserinin nedenleri
Mesane kanserine sebep olan durumlar kısmen anlaşılabilmiştir. Bazı maddelerin mesane kanseri yaptığı kesin olarak belirlenmiştir. Bunların en önde geleni, sigaradır. Sigara dışında bazı endüstriyel kimyasalların da mesane kanseri yaptığı kesin olarak bilinmektedir. Sigara içme tüm mesane kanserlerinin %50’sinin sebebi olarak görülmektedir. Kimyasal maddelere çok uzun süre maruz kalmanın da tüm mesane kanserlerinin % 20-25 kadarını yaptığı düşünülmektedir. Özellikle boya ve boya çözücülerinin kansorejen etkisinin olduğu düşünülmektedir. Kana karışan kanserojenler böbreklerden atılır ve böylece kan temizlenir. Fakat bu temizlenen kanserojenler mesane içerisinde birkaç saat beklerler ve mesane ile temas halinde olurlar. Bu yüzden mesane bu kanserojenlerin temizlenmesi sırasında onlarla temas halinde olduğundan doku hasarı oluşur.
Özellikle sigaraya bağlı oluşan karsinojen toksinlerin kandan temizlenmesi sırasında böbreklerden hızla geçtiğini ancak mesanede saatler boyu beklediğini ve bu nedenle mesanede kanser oluşturan neden olduğunu biliyoruz. Mesanedeki kanserlerin %90’ından fazlası ürotelyum yani mesanenin içini kaplayan dokuda oluşur. Mesane kanserlerinin büyük çoğunluğu sadece bu içteki ürotelyum dokusunda veya bir alt tabakadaki laminapropria dokusunda tespit edilir. Tümör bu aşamada kas dokusuna geçmemiştir.


Mesane kanserinin belirtileri nelerdir?
İdrarda kan görülmesi en sık olarak karşımıza çıkan belirtidir. Hemen hemen tüm mesane kanserlerinde görülür. Ağrısız kanama şeklinde kendini gösterir. Gözle görülen kanama olmasına (makroskopikhematuri) rastlanıldığı gibi sadece laboratuvarda tespit edilen mikroskop ile tespit edilen kanama (mikroskobik hematuri) da olabilir.


Genellikle başka sebeplerden yapılan idrar tahlillerinde rastlantısal ortaya çıkarlar. İdrarda kan görülmesi dışkıda kan görülmesi ya da balgamda kan görülmesi gibi direkt kanser için uyarıcı, tehlikeli bir belirtidir. Hiçbir zaman göz ardı edilmemeli ve idrarda kan görülen hastalar mesane kanseri açısından dikkatle incelenmelidir.


Hematuri (idrarda kan görülmesi) her zaman mesane kanserini göstermez. Birçok başka sebebi olabilir. Bunlardan en sık görülenler; idrar yolunda enfeksiyon olması, böbrekte taşlar olması olarak sayılabilir. Her zaman kanser anlamına gelmese de dikkatli araştırma gerektirir. Birçok insanda idyopatikhematuri dediğimiz patolojik bir sebep olmadan idrarda kan görülmesi mümkündür. İdrarında kan olan hastalar mesane tümörü olmadığından emin olduktan sonra hastalar belirli aralıklarla takip edilir. Kanama dışında mesane kanserinin en önemli göstergesi, sık idrara çıkma ve idrar yapma sırasında ağrı duyulmasıdır. Bunlara irritatif belirtiler adı verilir. Kanamaya göre daha az olsa da önemli bir mesane kanseri göstergesidir. İrritatif belirtiler yani sık idrara çıkma ve idrar sırasında yanma olan bir insanda idrar yolu enfeksiyonu tespit edilemiyorsa mesane kanseri açısından mutlak araştırma gereklidir.


Mesane kanseri nasıl teşhis edilir?
Teşhis aşaması hastanın detaylı tıbbi hikâyesinin alınması ve fiziksel muayenesinin yapılması ile başlar. Hastanın mesane kanserine sebep olabilecek karsinojenlerlemaruziyeti araştırılır. Özellikle sigara içme ya da pasif içicilik konusu sorgulanır. Kimyasallara maruziyeti incelenir. İdrarda kan görülmesi olup olmadığı tespit edilir. İdrarda kan, böbrekten başlayıp üretra çıkışına kadar üriner sistemi oluşturan organların hepsinden olabileceğinden tüm bu organları gösteren bir radyolojik görüntüleme yöntemi hastaya uygulanır. Üriner sistem ultrasonografisi mesanede yer alan 1 cm’nin üzerindeki tümörleri göstermede çok başarılı olmasına rağmen böbrek toplayıcı sistemi ve üreter kaynaklı tümörleri tespit etmekte başarısız olduğundan mesane tümörü teşhisi için yeterli değildir. BT ürografi (bilgisayarlı tomografi) ile görüntüleme daha tatminkar sonuçlar vermektedir.


Mesane kanseri teşhisinde idrar tahlilleri önemlidir. Tam idrar analizinde her büyütme sahasında 4 den fazla eritrosit olması mikroskopikhematüri anlamına gelir. Atrıca idrar sitolojisi adı verilen mikroskobik incelemede idrar içinde direkt tümör hücrelerinin var olup olmadığı araştırılır. İdrar sitolojisi jinekolojik papsmear testi (bayanlarda rahim ağzı kanseri testi) ile eş değerdir. İdrar ile atılan kanser hücrelerinin var olup olmadığı patoloji doktoru tarafından değerlendirilir. Ayrıca idrar testlerinde tümör markırları adı verilen kanserle ilgili maddelerin olup olmadığı araştırılabilir.
Mesane kanseri teşhisinde en önemli teşhis aracı sistoskopidir. Sistoskopi mesanenin direkt görsel incelenmesidir. Lokal anestesi altında hafif bir sedasyonla uygulanabilmesi en önemli avantajıdır. Mesaneye girişi sağlayan üretra kanalına lokalanestezik bir jel sıkılarak bu bölgenin uyuşması sağlanır. Ardından mide endoskopunun benzeri ancak çok daha ince olan flexiblesistoskop ile üretradan ilerletir. Sistoskop ile mesanenin iç tabakalarını görme ve kanser belirtisi olup olmadığını inceleme mümkün hale gelir. Gelişmiş sistoskopların yapısı hastanın ağrı duymasını engelleyecek şekilde dizayn edilmiştir. Sistoskoplar yumuşak özellikte ve flexible (esnek) yapıdadır. Böylece hastanın anatomik yapısına uygun hale gelir ve hastanın sistoskopi işlemi sırasında ağrı duymasının önüne geçilmiş olur.
Mesanede tümör görülmesi durumunda tümörün; görüntüsü, şekli, sayısı, yeri ve büyüklüğü kaydedilir. Tümörlerin temizlenmesi (rezeksiyonu) lokal anestezi altında yapılabilecek bir işlem değildir. Hastaya genel anestezi altında trans üretral mesane tümörü rezeksiyonu (TUR-Tm) operasyonu planlanır. Bu işlem sırasında rezektoskop adı verilen bir enstrüman kullanılır. Rezektoskop, sistoskopun benzeridir. Ancak detaylı optik sisteme ve mesanedeki tümörleri temizlemeyi mümkün kılan özelliklere sahiptir. Temizlenen tümörler patolojik incelemeye gönderilir. Patoloji bölümü tarafından tümör incelemeye alınır.
Rezeksiyon sırasında mesane basınçla yıkanarak elde edilen idrar örneği alınarak sitoloji incelemesi istenebilir. Çevre sağlam dokulardan örneklemeler yapılabilir. İncelemeler sonunda kanser dokusu tespit edilmesi halinde patolog tümörün derecesini belirler. Böylece tümörün ne kadar saldırgan olduğu belirlenmeye çalışılır. Dereceleme sisteminde en sık kullanılan yöntemde tümör düşük dereceli ya da yüksek dereceli olarak ikiye ayrılır. Düşük dereceli tümörlerin hücrelerinde normal hücreye göre kıyaslandığında hafif ve az sayıda anormallikler görülür. Yüksek dereceli tümörlerin hücrelerinde ise normal mesane hücresine göre çok daha fazla anormallik ve düzensizlik mevcuttur. Bu dereceleme tümörün ne kadar saldırgan olduğunu belirlemek içindir. Tümörün büyüme hızı ve çevre dokulara geçme potansiyeli bu dereceleme sistemi ile belirlenmeye çalışılır.


Mesane kanseri nasıl tedavi edilir?
Erken Evredeki Tümörlerin Tedavisi 
Mesane tümörünün transüretral rezeksiyonu (TUR-Tm) ilk uygulanacak tedavi seçeneğidir. Sistoskopide mesane tümörlü görülen bir hastada ya da ultrasonografi gibi teşhis araçlarıyla mesane tümörü tespit edilmiş bir hastada TUR-Tm uygulanır. Hastalığın üretelyumla (evre Ta) ya da laminapropria ile (evre T1) sınırlı olduğu tespit edilir.


TUR’a alternatif tedaviler (lazer tedavisi gibi) etkin tedavi yöntemleri olmakla beraber patolojik inceleme için istenilen özellikte dokular çıkartılamadığından tümörün derecesini ve evresini belirlemekte yetersiz kalmakta, yanlış sonuçlar vermektedir. Çıkartılan tümör dokuları çok fazla zarar görmüş olur ve duvara işlediği derinlik tam olarak belirlenemez bu nedenle mesane tümörü tedavisinde lazer tedavisi önerilmemektedir.
Mesane içerisine kemoterapi ya da immunoterapi uygulanması


Yüzeyel mesane tümörleri tedavi edildikten sonra mesane içerisine kemoterapi ya da immunoterapi uygulamak gerekebilir. Amaç tümörün tekrar oluşmasını engellemektir. Terapötik ajanlar mesane içerisine bir kateter vasıtasıyla verilir. Mesane içerisinde 2 saat kadar kalarak tüm duvarlara temas etmesi ve tümörün nüks etme ihtimalini azaltması planlanır. 2 saatlik bekleme süresi sonunda hasta idrarını yaparak mesane içerisindeki tedavi edici ajanları dışarı atar. En sık kullanılan ajanlar; thiotepa, doksorubisin, mitomisin C ve BCG ajanıdır. İlk sayılan üç ajan kemoterapi ilaçlarıdır. 4. BCG ise inaktive edilmiş tüberküloz bakterisidir. Tüberküloza karşı aşı olarak da kullanılır. Yapılan çalışmalarda mesane içerisine uygulanan tüberküloz aşısının mesane kanserinde nüks ihtimalini azaltıcı etki gösterdiği tespit edilmiştir.
Yukarıda sayılan bu dört ajanın da faydaları kadar belli riskleri mevcuttur. Tüm ajanların mesane tümörü tedavisindeki sadece TUR yapılmasına göre daha başarılı sonuçlar verdiği çalışmalarda gösterilmiştir. BCG ve mitomisin C’ nindoksorubisin ve thiotepaya göre daha başarılı olduğu görülmüştür. Özellikle T1 tümörler ve yüksek dereceli Ta tümörlerin nüksünü önlemede BCG ve mitomisin C daha etkilidir. Tümörün nüks etmesi kadar hatta daha tehlikeli bir başka durumu ise tümörün kas dokusuna geçecek şekilde nüks etmesi yani kas invazyonu göstermesidir. Mesane içerisine uygulanan tedavi edici ajanların BCG dışında hiçbirinin kas invazyonunu önleyici etkisi olmadığı düşünülmektedir.
Uygulanan ajanların yan etkileri: Mesane irritasyonu, idrar yaparken yanma ve güçlük meydana getirmeleri sık görülen yan etkileridir. Bunlara ek olarak BCG uygulamaları sonrasında 24 saat devam eden nezle benzeri semptomlar görülebilir. %4 sistemik tüberküloz enfeksiyonu riski vardır. Thiotepa uygulamasında %13’lere kadar varan kemik iliği aktivitesini baskılama riski vardır. Böyle bir durum oluştuğunda vücuttaki beyaz kan hücreleri ve pıhtılaşmayı sağlayan trombosit hücrelerin sayılarında düşme olur.


Aşağıda yer alan Tablo 2’de mesane içi uygulanan ajanlarının muhtemel yan etkileri ve görülme sıklıkları sıralanmıştır.


Tablo 2: Yan tedavinin etkileri ve gerçekleşme tahmini olasılıkları 
İntravezikal Ajan 

Yan Etkileri 

Tablo 2: Yan tedavinin etkileri ve gerçekleşme tahmini olasılıkları

İntravezikal Ajan

Yan Etkileri

BCG

Mitomisin C

Tiotepa

Doksorubisin

Sık idrara çıkma

% 63

% 42

% 11

% 27

Ağrılı idrara çıkma

% 75

% 35

% 30

% 20

Grip benzeri semptomlar

% 24

% 20

% 11

% 7

Ateş veya titreme

% 27

% 3

% 4

% 4

Sistemik enfeksiyonlar

% 4

Mevcut değil

% 0.3

Mevcut değil

Deri döküntüsü

% 6

% 13

% 2

% 2

Kemik iliği aktivitesinin bastırılması

% 1

% 2

% 13

% 0.8

 

 

 

Son yıllarda yapılan çalışmalarda intavezikalkemoterapi ajanlarının mesanede tümör rezeksiyonu yapılmasının hemen ardından uygulandığı zaman etkilerinin daha fazla olduğu gösterilmiştir. Bu uygulamada BCG kullanılmaz. Bunun sebebi rezeksiyondan sonraki günlerde BCG’nin kan damarlarını geçerek vücuda yayılma riskinin ve sistemik tüberküloza neden olma riskinin olmasıdır. Erken uygulama sayesinde tümör nüks etme ihtimalinin azaldığı gösterilmiştir. Mesane tümörü ameliyatları sonrasında patolojik olarak tümör evresi ve derecesi belirlendikten sonra mesane içi tedavi yapılıp yapılmayacağına karar verilir.
Genel olarak BCG daha agresif tümörlerde tercih edilir. Tümörün evresi T1 ise ya da Tis (Karsinomainsitu) mevcudiyeti varsa BCG tercih edilir. Çünkü bu hastalarda tümörün nüks etme ihtimali veya kasa invaziv hale gelme yani progresyon gösterme ihtimali daha fazladır. BCG tedavisi etkinliği en kuvvetli etken olarak kanıtlanmış bir tedavi yöntemidir. Mitomisin C genel olarak evre Ta tümörlerde kullanılır.
İntravezikal tedavi yapılıp yapılmayacağına tümörlerin sayısına, görünüşüne, büyüklüğüne ve derecesine göre karar verilir. Mesane kas tabakasına geçmiş tümörlerde bu tedavinin yeri yoktur. Çoğunlukla tercih edilen protokol ilaçların 6 hafta boyunca haftada 1 kez uygulanmasıdır. Mesane içerisine yerleştirilen ince bir kateterden ilaçlar uygulanır. Daha sonra kateter alınır ve hasta en az 1 saat boyunca idrar yapmaması konusunda tembihlenir. Mümkünse 2 saat boyunca hasta her yöne çevrilerek ilaçların mesanenin tüm duvarlarına temas etmesi amaçlanır.
Mesane tümöründe genel kabul gören protokol ilk rezeksiyondan 3 ay sonra sistoskopik kontrol yapılmasıdır. Bir başka görüşte TUR’dan 4-6 hafta kadar sonra ikinci bakış adı verilen bir kontrolle geride kalan tümör olup olmadığının tespit edilmesidir. Tümör rezeksiyonu sonrası hemen uygulanacak kemoterapideki ajanın bu ikinci bakıştan sonra verilmesi daha etkin bir yöntem olarak kabul görmektedir. Bizim kliniğimizde de özellikle riski yüksek tümörlerde bu uygulama yapılır. Tümörün nüks etme ihtimali düşük olan durumlarda mesane içerisine kemoterapideki ajan verilmez. Bu durum genel olarak tümör sayısının 3’ten az olduğu, büyüklüğünün 3 cm’nin altında olduğu, tümör evre ve derecesinin düşük olduğu durumlarda tercih edilir.
Kontrol sistoskopileri ilk 2 yıl 3 ayda bir daha sonra 5 sene tamamlanana kadar 6 ayda bir ve takibinde senelik kontroller şeklinde önerilmektedir.

İlerlemiş Mesane Kanserinde Tedavi
Sistektomi (Mesanenin tamamen alınması)
Mesanede tümör rezeksiyonu sonrası patolojik değerlendirmede kas dokusu ve yağlı dokuya ilerleme gösteren hastalarda (invazif mesane tümörleri) tedavi sistektomidir. Buna ek bazı yüzeyel mesane tümörlerinde de sistektomigereklilabilir. Özellikle yüksek dereceli saldırgan tümörler tespit edildiğinde ya da tümöre eşlik eden Karsinomainsitukomponenti (bileşeni) olduğunda ya da sıklıkla nüks etme eğilimi olan T1 evreli tümörler olduğunda mesanenin tamamen alınması anlamına gelen sistektomi tedavisi önerilir. Sık nüks eden T1 tümörlerin, Karsinomainsitu varlığının ve yüksek dereceli tümörlerin kasa invaziv hastalık haline gelme riski çok fazladır. Bu yüzden kimi hastalarda sistektomi hastalık daha kasa invaziv hale gelmeden uygulanabilir.
Yapay mesane uygulamasında son yıllarda meydana gelen gelişmeler hastaların daha sıklıkla sistektomi tedavisini seçmesine yol açmaktadır. Başarılı bir yapay mesane ameliyatı sonrasında hastanın takipleri daha kolay olmakta 2 sene boyunca 3 ayda bir daha sonra 3 sene boyunca 6 ayda bir sistoskopi gerekliliği ortadan kalkmaktadır. Ayrıca hastalığın ileri evrelere geçme riski de bertaraf edilmiş olmaktadır. Bu açıdan bakıldığında yüksek riskli bir hastalıkta hiç nüks görülmese bile 5 sene boyunca yaklaşık 15 kere sistoskopi yapma gerekliliği vardır. Bu da hastalar üzerinde maddi-manevi bir yük oluşturmaktadır.
Sistektomi operasyonu büyük ve riskli bir operasyon olduğu halde doğru ellerde tecrübeli bir ekip tarafından yapıldığı zaman hayat kalitesi açısından çok daha kaliteli sonuçlar verebilmektedir. Yüzeyel mesane tümörü olduğu halde yüksek riskli grupta olan hastalarda (evre T1, highgrade tümör, CIS komponenti varlığı) sistektomiye alternatif olarak mesane içi immuno-kemoterapi tedavilerinin sık sık tekrarlanması gündeme getirilmiştir. Ancak bu tedavilerin daha sık ve fazla sayıda uygulandığında yan etki ihtimalleri artmakta buna karşın etkinliklerinin arttığına dair bilimsel kanıtlar bulunmamaktadır.

Prostat Nedir ?

Prostat Nedir?

Prostat bezi, yeni doğan çocuklar dahil her erkekte olan bir organdır. Mesanenin alt kısmında üretra adı verilen idrar kanalının başlangıç bölümünde yer alır. Kadınlarda bulunmaz. İşlevi, idrar kanalı ile meni kanallarının birleşeceği bir alan meydana getirmektir. İdrar akımı sırasında meni kanallarını kapatır. Meni gelişi esnasında idrar kanallarını kapatır. Böylece idrar ve meni aynı kanaldan geldikleri halde birbirlerine karışmazlar. Prostat bezi aynı zamanda spermin yumurtaya olan yolculuğunda koruyucu bazı mineraller ve enzimler salgılayarak meni sıvısının zenginleşmesini sağlar.

Prostatın bir başka fonksiyonu da salgıladığı bakteri önleyici sıvılar sayesinde vücuda bakteri girişini önlemektir. Bu nedenle kadınlarda sıklıkla görülen idrar yolu enfeksiyonu hastalığına, erkeklerde çok nadir rastlanır.


Prostat Biyopsisi 

Prostat biyopsisi, prostatta kanser dokusunun varlığından şüphelenildiğinde prostattan doku örneği almak için yapılan işlemdir. Kanda PSA adı verilen kan değerinin yüksek çıkması ve/veya parmakla rektal(prostat) muayene sırasında ele sert nodül gelmesi nedeniyle yapılmaktadır.
Çok sayıda kanser türlerinde olduğu gibi, prostat kanserinin de tipik erken belirtileri yoktur. Prostat kanserinin başlangıç aşamasında hasta ilk önce herhangi bir şey fark etmez. Prostat kanseri ancak hastalık iyice ilerleyip idrar yolunu sıkıştırmaya başladığındaki; bu da en geç evrede izlenir, rahatsızlıklara yol açar.Prostat kanserinin çok erken devrede yakalanmasını sağladığı için çok değerli ve yaşam kurtarıcı bir işlemdir. 

Prostat küçük kestane büyüklüğünde bir organdır. Sperm beslenmesini ve yumurtaya transferini kolaylaştıran sıvı üretimini sağlar. Prostat iğne biyopsisi, parmakla muayenede olduğu gibi, makata yerleştirilen bir ultrasonografi alıcısı yardımıyla elde edilen prostat görüntüsü rehberliğinde alınmaktadır. Biyopsi örnekleri bir iğne yardımı ile alınır. Prostat bezinin görüntüsü altında, prostatın her iki kanadından toplam 12 adet iğne ile biyopsi örneği alınır. Ayrıca ultrasonografik görüntü altında görülen şüpheli bölgelerden de ayrıca numune alınabilir.

Merkezimizde prostat biopsilerilokal anestezi alında alınabildiği gibi hastanın isteği üzerine sedasyon altında da yapılabilmektedir. 

Prostat biyopsisi neden yapılır?
Prostat biyopsisi, prostatta kanser olup olmadığını anlamak için yapılır. Genellikle aşağıdaki durumların varlığında hastalardan prostat biyopsisi istenir.

PSA değerleri hastanın yaşı ile normal değerlerin üzerinde ise

Parmak ile yapılan rektal muayenede prostatın üzerinde anormal dokular tespit edilirse

Daha önceden biyopsi yapılmış ve tümör çıkmamış vakalarda PSA seviyeleri yükselmeye devam ediyorsa

Daha önce yapılmış prostat biyopsilerinde tümörleşme ihtimali olan dokular tespit edilmişse

 

Prostat biyopsisi sonuçları
Prostat biyopsisi sırasında alınan parçalar patolojik inceleme için patoloji bölümüne gönderilir. Patolojik inceleme genelde 5 ila 7 gün arasında sürmektedir. Patolog, alınan dokuların kanser dokusu içerip içermediğini eğer kanser tespit edilmişse bu kanserin saldırganlık derecesini belirtir. Patoloji tarafından bize iletilen rapor hastaya tarafımızdan açıklanır. Genellikle prostat biyopsisi patoloji sonuçlarının yüzde 30 kadarında kanser tespit edilmekte yüzde 70’inde ise prostat enfeksiyonu içeren doku örnekleri rapor edilmektedir. Yani prostat kanseri şüphesi ile biyopsisi alınan insanların biyopsi sonucunda prostat kanseri görülme olasılığı yüzde 30’dur. Patolojik incelemede kanser çıkan dokularda tümörün saldırganlık derecesine göre hastanın genel durumu değerlendirilerek tedavinin ne olacağına karar verilir.
Prostat kanseri teşhis edilen hastaların çoğunluğu tam olarak tedavi edilebilecek aşamadadır. Biyopsi sonrası hastanın genel durumuna göre tedavi seçeneği doktor tarafından anlatılarak ortak bir karar alınır.

 

 

Prostat İltihabı (Prostatit)

Prostat iltihabı (prostatit), prostat dokusunun ve çevresindeki dokuların iltihaplanması ile ortaya çıkan durumdur. Prostatitin birkaç çeşidi vardır. Her bir tipinde değişik semptomlar ortaya çıkabilir. Prostatit, ürolojideki kronik hastalıklardan bir tanesidir ve tedavisi uzun zaman almaktadır. Prostatit hastalığının en önemli belirtisi ağrıdır. Ağrı, bazı hastalarda ileri derecede iken bazı hastalarda zaman zaman gelen ve çok sıkıntı vermeyen hafif künt bir ağrı şeklinde olabilmektedir. Hastaların çoğunluğu bu iki uç arasında bir yerlerde yer alır. 

Hastalık yaptığı fiziksel rahatsızlıklar kadar, hayat kalitesini düşürmesi ve hastanın psikolojik durumunu olumsuz etkilemesi nedeniyle önem kazanır.
Prostatitin (prostat iltihabı) çeşitleri nelerdir?
Akut bakteriyel prostatit
Prostatitin en az görünen tipidir. Kolaylıkla tanı konur. Prostatitin diğer tiplerine oranla daha kolay tedavi edilir. Sebep, ani gelişen bir bakteriyel enfeksiyondur. Belirgin bulguları olduğundan kolay teşhis edilir. Tipik bir idrar yolu enfeksiyonu tablosu vardır. Hastada yüksek ateş, üşüme, titreme gibi enfeksiyon bulguları olabilir. Hasta kendiliğinden acil servise ya da üroloji doktoruna başvurur. Her yaş grubunda görülebilir.
Belirtileri

Ağrılı işeme

Mesaneyi tamamen boşaltmada güçlük

Belin alt kısmına vuran ağrı

Karın ve pelvik bölgede ağrı

Yüksek ateş, üşüme ve titremelerdir.

 

Kronik bakteriyel prostatit
Kronik bakteriyel prostatit akut bakteriyel prostatite benzer fakat belirtiler daha yavaş gelişir ve hastada yaptığı olumsuz etkiler daha azdır. Erkeklerde sık tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonları kronik bakteriyel prostatiti de düşündürmelidir. Her yaş grubunda görülebilir ancak orta ve genç erkek grubunda daha sıklıkla görülür.
Kronik pelvik ağrı sendromu – Nan bakteriyel prostatit (Prostatodini)
Bu grup prostatitin en sık rastlanan formudur. Gerçek sebebi nadiren belirlenebilir. Mevcut bir enfeksiyondan köken alabilir. Pelvik bölgedeki bir enfilemasyondan ya da kas spazmlarının neden olduğu ağrılardan köken alıyor olabilir. Prostattaki enflamasyon hiçbir belirti de vermeyebilir.
Genellikle hastada ortaya çıkan belirtiler;

Genital bölgelerde, kasıklarda, pelvik bölgede ağrı

Sık idrara gitme

İdrar yapma sırasında ağrı

Ejakülasyon (boşalma) sırasında ağrı

Ejakülatınpıhtılığı değişik renkte veya kokulu gelmesi

İdrarın koyu renkte ve kokulu gelmesi gibi semptomlardır.

 

Asemptomatikenflamatuarprostatit
Bu prostatittipinde belirti yoktur fakat prostatta bir enflamasyon vardır. Genellikle hasta prostatit dışı sebeplerden incelenirken teşhis konur. Prostat biyopsisinde enflamasyon ortaya çıkması belirti olmadığı hâlde menide ya da idrarda iltihap görülmesi asemptomatikprostatit anlamına gelmektedir.

 


Prostat iltihabının sebepleri nelerdir?

Prostat iltihabının gerçek ve tam etkeni tıp dünyası tarafından kesin olarak belirlenebilmiş değildir. Bu konuda birçok teori mevcuttur. Bazı prostatit tipleri cinsel yolla iltihap bulaşmasına bağlanmıştır. Bu bulaşmalar sonucunda ortaya çıkan akut ya da kronik bakteriyel prostatit daha sonra prostatta kalıcı (kronik) enfeksiyon meydana getirebilmektedir. Bu tip enfeksiyonlar penis ucundan üretra vasıtasıyla prostata geçiş gösterirler.

Prostat, enfeksiyon gelişimi için uygun bir zemin olan salgı bezi yapısında bir organdır. İçinde prostat sıvısı üreten çok ince kanallar vardır. Bu kanallar enfeksiyona neden olan mikroorganizmaların tutunması için uygun ortam hazırlar.

Bakteriyel prostatit bulaşıcı (cinsel yolla bulaşan) bir hastalık değildir. Hasta cinsel partnerine bakteriyel prostatit bulaştırmaz.

Bazı durumlarda ya da bazı tıbbi müdahaleler sonrası bakteriyel prostatit gelişme riski artar. Hastaya sonda takılması ya da ürolojik bir operasyon geçirmiş olması prostatit riskini arttırmaktadır.

Kronik prostatit ve kronik pelvik ağrı sendromlarıatipik mikroorganizmalar nedeniyle ortaya çıkmaktadır. Bunlardan sık görülenler; klamidyamikoplazma gibi cinsel yolla bulaşan mikroorganizmalar olabilmektedir. Prostatın etrafındaki organlarda ağrı görülmesi sık rastlanan bir durumdur. Prostat etrafındaki sinirler ve kaslar boyunca ağrı yansıyan ağrı şeklinde etraf dokulara yayılır.

 

Prostat iltihabının belirtileri nelerdir?


Prostat iltihabının belirtileri enfeksiyonun etkilediği yere göre değişir. Bazı hastalarda hiçbir belirti meydana gelmezken bazı hastalarda idrar yolu enfeksiyonu bulgularına benzer belirtiler görülebilmektedir. Aynı belirtileri yapan başka hastalıklar da olduğu için çoğu zaman tanı konulmakta gecikilir. Prostatitin hangi tipinin mevcut olduğu tedavi şeklini etkilediğinden tanı konulması sırasında üroloji doktoru tarafından incelenmesi gereklidir.
Akut bakteriyel prostatit de semptomlar genellikle ani ortaya çıkar ve çok şiddetlidir. Hasta genellikle acil servise başvurur.
En belirgin belirtiler; 

Yüksek ateş, üşüme-titreme

İdrar sırasında şiddetli yanma hissi,

mesaneyi tam boşaltamama hissi.

 

Kronik bakteriyel prostatitdesemptomlar akut bakteriyel prostatite benzer fakat yüksek ateş yoktur.

İdrarda yanma hissi

Sık idrara çıkma hissi

Geceleri olan sık idrar

Perine bölgesinde testislerde, mesanede ve bel bölgesinde makat etrafında ağrı sık görülen belirtilerdir.

 

Ejakülasyon sırasında ağrı, ejakülatın formunda değişiklik, pıhtılıejakülat gibi belirtiler görülebilir. Kronik bakteriyel prostatit zaman zaman artan ve azalan belirtiler gösterebilir.
Kronik prostatit ya da kronik pelvik ağrı sendromunda idrar yapmada güçlük, ağrı ve rahatsızlık, perinede makat etrafında, testislerde, suprapubik alanda ağrı sık görülen belirtilerdir. Ejakülasyonda ağrı ve ejakülatformasyonunda değişiklik olabilir. Kronik bakteriyel prostatinin belirtileri ile hemen hemen aynı belirtiler ortaya çıkar.
Prostatit (prostat iltihabı) nasıl teşhis edilir?
Prostatinin farklı çeşitleri için farklı tedaviler uygulanacağı için doğru teşhis çok önemlidir. Benzer hastalıklar olan üretrit, sistit, prostat büyümesi ya da prostat kanseri ilk ayırt edilmesi gereken durumlardır. Bu durumların tedavileri farklı olduğundan teşhis doğru şekilde konulmalıdır.
Teşhisi doğru koyabilmek için birçok yöntemlerden yararlanılmalıdır. Prostatit teşhisinde kanımızca en önemli basamak digitalrektalexamination (parmakla rektal muayene) ya da rektal tuşe adını verdiğimiz yöntemdir. Basit bir muayene yöntemidir. Doktor hastanın makatından kayganlaştırıcı madde sürerek işaret parmağı ile prostatı muayene eder. Bu muayenede prostatın büyüklüğü, içerisinde iltihap olup olmadığı, tümör içerip içermediği anlaşılır. Prostat içerisindeki şişkin ya da sert bölgeler farklı anlamlar içermektedir.
Normal bir insanda prostat muayenesi sırasında rahatsızlık olmaz iken prostatit olan hastalarda ciddi rahatsızlıklar meydana gelir. Hastada muayene sırasında rahatsızlık, ağrı bazen üretradan akıntı meydana gelir. Bu muayene sırasında oluşan ağrı kısa sürelidir ve birçok hastada sonrasında belirgin bir rahatlama oluşturur. Fizik muayene sırasında prostat üzerinde şüpheli bir doku tespit edildiğinde prostat biyopsisi ya da transrektal (rektumdan yapılan ultrasonografi) gerekli olabilir. Hastadan PSA testi istenerek prostat kanseri araştırılır. Bazen prostatitin akut alevli dönemlerinde özellikle bakteriyel prostatit de PSA testi, vücutta kanser olmadığı hâlde kanser çıkabilmektedir.
Muayene sırasında prostat sıvısı üretradan akabilir. Mikroskobik inceleme için bu akan sıvıdan örnek alınır. Ayrıca idrar analizi, semen kültürü gibi bu bölgede üretilen sıvı örnekleri alarak mikrobik inceleme yapılır. Bunlar dışında idrar yollarını gösteren ultrasonografik inceleme gerekli görülen hâllerde prostatın direkt görüntülenmesini sağlayan sistoskopik inceleme istenebilir. İdrar akım hızını gösteren üroflowmetri testi ile prostattaki enfeksiyon ve ödeme bağlı herhangi bir fonksiyon bozukluğu gelişip gelişmediği kontrol edilebilir.

 


Prostatit nasıl tedavi edilir?


Prostatitin tedavisinde de prostatitin hangi tipine yakalanıldığının belirlenmesi sonrasında tedavi plânı oluşturulur. Akut bakteriyel prostatit de hasta antibiyotikler ile en az 2 hafta tedavi edilir. Bazı durumlarda hastayı yatırıp, damardan antibiyotik ve serum tedavisi uygulanması gerekli olabilir. İdrarı boşaltma zorluğu olduğunda mutlaka idrar drenajı sağlanmalı gerekirse sonda uygulanmalıdır. Akut bakteriyel prostatit de tedavi başarısı yüzde 100’e yakındır. Bazen dirençli mikroorganizmalarla karşılaşıldığında tedavi 4 haftaya kadar devam ettirilebilir. Antibiyotik kullanımı sırasında önemli bir ayrıntı kullanım süresinin doktorunuzca belirtilen sürenin altında olmamasıdır. Belirtilerin geçmesi nedeniyle antibiyotiğin erken kesilmesi durumunda hastalık hızla yerleşerek kronik hastalık hâline gelmektedir. Eğer teşhis kronik bakteriyel prostatit ise hastaya daha uzun süreli antibiyotik tedavisi gerekir. Bu 4 ila 12 hafta arasında değişen periyotlarda olabilir.
Kronik bakteriyel prostatit hastalarının %70’i bu tedavi ile iyileşirler. Kimi zaman 6 aylık bir süre sonrasında prostatitenfeksiyonundanüks etme görülebilir ve aynı tedavi ya da benzer bir alternatif tekrarlanır. Antibiyotik tedavisi ile iyileşmeyen hastalarda düşük doz bir antibiyotiğin daha uzun süre devamlı olarak kullanılması önerilebilir. Prostat masajı hastalığın teşhisinde olduğu kadar tedavisinde de önemli bir yer tutmaktadır. Kimi zaman hiç antibiyotik kullanmadan sadece prostat masajı ile de prostatit tedavisi yapılabilmektedir. Tedavilere cevap vermeyen olgularda sistoskopik inceleme uygun vakalarda prostatta enfeksiyona neden olan dokuların alınması tercih edilebilen bir yöntemdir.
Kronik pelvik ağrı sendromu adı verilen ve bakteriyel olmadığı düşünülen prostatitlerde antibiyotik kullanmak gerekmeyebilir. Ürologların bakteriyel olan prostatitle, bakteriyel olmayan prostatiti ayırması her zaman mümkün olmamaktadır. Bu nedenle genellikle 4 ila 6 hafta süreli bir antibiyotik tedavisi tercih edilmektedir. Antibiyotiğin prostat dokusu üzerindeki etkisini arttırması amacıyla alfa bloker adını verdiğimiz prostat büyümesinde kullanılan ilaçlardan yararlanılabilir. Bu ilaçlar prostat dokusu içerisindeki düz kas dokusunda gevşeme yaparak prostat içerisindeki üretilen sıvıların ve bu sıvıların içerisindeki enfeksiyonun daha rahat vücuttan atılmasına yardımcı olabilirler.
Bakteriyel olsun ya da olmasın bütün prostatitlerin antibiyotik tedavisinden kısmi olarak fayda gördüğü düşünülmektedir. Antibiyotik ve alfa bloker tedavisine ek olarak enflamasyon önleyici ilaçlar (anti enflamatuarlar) prostatit tedavisinde kullanılması önerilen yöntemlerdendir. Bunlar ağrı kesicilerdir. Eklem ağrıları ve baş ağrısı gibi çeşitli durumlarda sıklıkla kullanılan, böbrek taşı ağrılarında da kullanılan nonsteroidantienflamatuarlar dediğimiz ağrı kesici grup prostat enflamasyonunu da engelleyici özelliğe sahiptir. Sıcak oturma banyoları, çeşitli ısı tedavileri prostatite bağlı rahatsızlığın geçirilmesinde çok önemli rol oynarlar. Oturma simiti adı verilen oturma sırasında perinenin boşta kaldığı yastıklar yine prostatit tedavisinde faydalıdır.
Bazı yiyecek ve içecekler prostat üzerinde olumsuz etkiye sahiptir. Bunlar;

Baharatlı yiyecekler,

Kafein ve asidik gaz içeren içecekler

 

olarak sayılabilir. Perine bölgesine basınç uygulayan egzersizler, özellikle bisiklet sürmede prostatit problemlerini arttırabilir.
Prostatit, tedavi edilmesi imkânsız vücuda yerleştiği zaman asla kaybolmayan bir hastalık değildir.

İyi (Selim) Huylu Prostat Büyümesi (BPH)

 

Prostat bezi erkeklerin yarısında belli bir yaşta büyümeye başlar. İyi huylu prostat büyümesine Benign Prostat Hiperplazisi (BPH) adı verilir. Bu büyümenin nedeni ve kimlerde olacağı tam olarak bilinmemektedir. Genellikle estrojen (kadınlık hormonu) ve testosteron (erkeklik hormonu) seviyeleri ile ilgili teoriler ortaya atılmıştır. 

Ailesel özellikler dikkati çekmektedir. Babasında amcalarında prostat büyümesi olanlarda hastalık daha sıklıkla ortaya çıkmaktadır. Testosteron seviyesi yüksek olan erkeklerde prostat büyümesinin daha çok olacağı iddia edilmiş olsa da bilimsel olarak kanıtlanmamıştır. Ancak bilinen bir gerçek vardır ki, çocukluk yaşında kastre (hadım) edilen erkeklerde ne prostat büyümesi nede kanseri ortaya çıkmaktadır. Bu da testosteron seviyeleri ile prostat hastalıkları arasında bir ilişki olduğunu düşündürmektedir.
Yapılan çalışmalarda 60 yaşındaki erkeklerin %50'sinde, 80 yaşındaki erkeklerin ise %90'ında iyi huylu prostat büyümesinin görüldüğünü bildirilmektedir. Burada büyümeden kast edilen mikroskobik incelemede histolojik olarak hücre değişimi bazında prostat büyümesi hastalığıdır. Yani bu hastaların hepsinde klinik şikâyetler ortaya çıkmaz. BPH ile prostat kanseri ayrı hastalıklardır. BPH prostat kanserine yol açmamakla birlikte bir arada bulabilirler.


Prostata bağlı her erkekte aynı şikâyetler görülmez. Büyüme başladığında idrar kanalı daralır. Mesane hızla kendini bu yeni duruma adapte eder. Mesane kasları idrarı aynı güçte dışarı atabilmek amacıyla kalınlaşmaya başlar. Bu kalınlaşma ve kuvvetlenme sayesinde idrar eskisi gibi dışarı atılabilir ancak mesane esneme yeteneğinin azalması ile idrar depolama kapasitesinde kayıp ve düzensizlik başlar. Bu durumda prostata bağlı irritatifsemptomlar görülür. Bir süre sonra idrar yolundaki daralma mesane kasındaki değişimlerle kompanse edilemeyecek seviyeye geldiğinde tıkanmaya bağlı (obstrüktif) yakınmalar ortaya çıkar.
Tıkanmaya bağlı yakınmalar (Obstrüktif)

İdrar kuvvetinin ve kalınlığının azalması

İdrarı başlatmakta güçlük

Kesik kesik idrar yapma

İdrarın sonunda damlama

İdrarı tam boşaltamama hissi

İdrarda kan

 

Mesane fonksiyonlarında oluşan değişimlere bağlı yakınmalar (İrritatif)

Sık idrar yapma (gündüz ve gece)

Ani idrar yapma isteği

İdrar yapma hissi oluştuğunda idrar kaçırma

İdrar yaparken yanma ve sızı hissinin olması

 

Bazen idrar yolu BPH nedeniyle tam tıkanarak hasta aniden idrar yapamayabilir ve bu hastalara acilen sonda takılması gerekebilir. Sonda takılması gereken hastalardan yarısı bir daha sondadan kurtulamaz ve ameliyat olmak zorunda kalırlar.
BPH'da prostatın büyümesi tek başına önemli bir bulgu değildir. Büyümeyle birlikte hastanın şikayetlerinin ortaya çıkması, şikayetlerin derecesi artması ve bu büyümenin idrar yollarında oluşturduğu olumsuz etkiler (komplikasyonlar) hastalığın önemini ortaya çıkartan unsurlardır.

 

Normal prostat 


Büyümüş prostat

 

 

BPH hastalığında ortaya çıkan rahatsızlıklar
Ani idrar tıkanması
Genellikle uzun yıllardır prostata bağlı şikayetlerini göz ardı edenlerde oluşur. Hasta aşırı sıvı alımı yada idrar yollarını irrite edici bir gıda tüketimi yada uzun süre tuvalete gidememe sonrası hiç idrar yapamamaya başlar. Mesane haddinden fazla genişler ve artık kasılamaz hale gelir. Şiddetli ağrı, karın alt bölgesinde şişlik belirtileri ile acil servise başvurulur. Sonda takılması hastayı dramatik olarak rahatlatır. Sonda takılmadan önce kan tahlillerinin ve özellikle PSA kan tahlilinin alınması önemlidir. Sonda takılmasının ardından PSA aşırı derecede yükselir va sağlıklı bir ölçümü imkansız kılar.


İdrar yolu iltihabı
Normal şartlarda erkeklerde idrar yolu enfeksiyonu olmaz (akan su kir tutmaz). Ancak idrar yolunun tıkanıklığına bağlı olarak idrar kesesinde iltihap oluşabilir. Bu durumda hastada idrarda şiddetli yanma ve yüksek ateş oluşabilir. Tedavisinde sadece antibiyotik değil beraberinde prostat ilaçları kullanılmalıdır.


Mesane kasında bozulma
İdrar kesesi prostatın büyümesine bağlı olarak meydana gelen üretra daralmasına kendini adapte etmeye çalışır ve kasları güçlenir. Bu sebeple mesane kalınlaşır ve esneme kabiliyeti azalır. Bir süre sonra mesane fonksiyonlarını düzenleyen ve beyinle arasında iletişim kuran sinir sisteminde zayıflıklar ve düzensizlik başlar. Normal şartlarda mesane dolmaya başladığı zaman refleks mekanizmalarla kendi kendini boşaltabilen bir yapıya sahiptir. Tuvalet eğitimini alacak beyinsel gelişme olana kadar çocuklarda işeme bu sayede olur. Çocuk belli bir gelişme seviyesine ulaştığında beyin mesane kontrolünü öğrenir. Mesane tarafından iletilen doluluk uyarılarını değerlendirir, uygun ortam yoksa mesane kasılmasını engelleyici uyarılar gönderir. Uygun ortam bulununca mesaneye kasılma, üretralsfinktere (idrar tutan tıpa) gevşeme sinyali gönderir. Böylece işeme gerçekleşir. Beynin kontrolü mesane kasında ve duvarında meydana gelen düzensizlikler ile azalmaya başladığında istemsiz işeme ve idrar kaçırmalar başlar. Daha ileri aşamalarda mesane kası tamamen fonksiyonunu yitirir ve kasılamaz hale gelir. Bunun sonucu olarak hasta sondaya mahkum kalabilir.
İdrar kesesi taşları
BPH nedeniyle oluşan geç bir komplikasyondur. İdrarın tam boşalmaması ve işeme sonrası geride idrar kalaması ana nedendir. İdrar içerisinde yer alan mineral ve kristaller çökelti oluşturarak taşlaşırlar. Mesane içerisinde üst düzey irritasyon ve sık idrar yolu enfeksiyonuna neden olurlar.


Böbrek bozuklukları
BPH hastalığına bağlı mesanenin bozulmasını böbrekte bozulma takip eder. Prostat hastalığının uzun süre tedavisinin geciktirildiğini gösterir. Bu komplikasyonların oluştuğu hastalarda ameliyat gerekmektedir.
BPH'nın Tanısı
Prostat büyümesine bağlı oluşabilecek belirtiler şunlardır: 

İdrar yapmak için bekleme, zorlanma,

İdrar tazyiki, akış gücü eskiye oranla azalma,

Kesik kesik işeme, idrarda çatallanma,

İdrar yaptıktan sonra mesanede idrar kalma hissi,

Geceleri eskiye oranla artan sayıda idrara kalkma

Gündüz çok sık aralıklarla idrar yapma,

İdrar yapma isteği geldiğinde, tutamama, tuvalete zor yetişme, idrar kaçırma.

 

Bu bulgularla başvuran hastaya parmakla rektal muayene yapılır. Prostatın şekli ve kıvamı ve büyüklüğü anlaşılarak tanı konur. Daha sonra hastaya bazı labarotuvar testleri yaptırılır. Bunlardan en önemlisi PSA testidir. PSA testinin normal sınırlar içerisinde olması gereklidir. İdrar akış hızını ölçen üroflowmetri testi prostata bağlı idrar yolu tıkanıklığının derecesini gösterir. Normal maksimum idrar akış hızı saniyede 15 ml, ortalama akış hızı ise 10 ml olmalıdır. Normal idrar yapma süresi 30 sn civarındadır. Bu değerlerdeki azalma idrar yolu tıkanıklığına işaret eder. Bu aşamadan sonra hastaya ultrasonografi yaptırılarak prostatın büyüklüğü, iç yapısı anlaşılır. Hastaya mesanesinin boşalması sonrasında yeniden ultrasonografi yapılarak rezidüel idrar tayini (işeme sonrası kalan idrar) yapılır.
Bazı durumlarda idrar yapmada zorlanma şikâyetlerinin prostat büyümesine bağlı olup olmadığı konusunda şüpheler oluşabilir. Ya da uzun yıllardır şeker hastalığı olan çok yaşlı hastalarda mesane fonksiyonları çok bozulmuş olabilir. Bu tip hastalarda prostat ameliyatı çok başarılı geçse bile idrar yapma istenilen düzeyde gerçekleşmeyebilir. Böyle şüpheler olduğunda ürodinamik incelemeler fayda verebilmektedir.


İyi Huylu Prostat Büyümesi Tedavisi:
Cerrahi olmayan tedaviler:

Her prostat büyümesi sosyal hayatı bozucu rahatsızlıklara neden olmaz. Hiçbir şikayeti olmayan hastalarda yıllık izlem yeterlidir. Bu hastalara PSA takibinin önemini anlatıyoruz. Hareketli aktif bir hayat öneriyoruz.


İlaçlarla tedavi:
BPH semptomları kişinin günlük aktivitelerini ve yaşam kalitesini bozmaya başladığında tedaviye geçilir. Genellikle ilk seçenek ilaçlardır.


Alfa reduktaz inhibitörleri
Finasteride (Prosterid, Proscar, Dilaprost) ve dutasteride (Avodart, Dutaprost) bu ilaçlara örnektir. Testosteronun aktif hali olan dihidrotestosteron'a (DHT) dönüşümünü engellerler. Prostatın belirli oranda küçülmesini sağlarlar. Yan etkileri arasında libido kaybı, empotans (cinsel fonksiyon kaybı), memelerde büyüme ve hassasiyet, sperm sayısında azalma sayılabilir. 6 aylık kullanım sonrası PSA seviyesinde %50 düşme yapabilirler.


Alfa-blokörler:
En kısa sürede ve en hızlı etki bu ilaçlarla görülür. Mesane boynu ve prostat içerisinde kas dokusunda gevşeme yaparak idrar akımını kolaylaştırırlar. Bazen taş düşüren hastalarda da idrar yollarının açılmasını sağlamak için kullanılır. Alfuzosin (Xatral), Doxazosin (Cardura), Terazosin (Hytrin, Terenar), Tamsulosin (Flomax, Floprost, Tamprost) bu tip ilaçlar arasında en bilinenlerdir. Yan etkiler arasında baş ağrısı, baş dönmesi, yorgunluk, halsizlik, kan basıncında düşme görülebilir.


Cerrahi Yöntemler
Transüretral Prostat Rezeksiyonu (TURP)
Transüretral Prostat Rezeksiyonu prostat tedavisinde açık prostat ameliyatına alternatif olarak bulunmuş önemli bir cerrahi tedavi yöntemidir. İdrar kanalından ilerletilen bir optik sistem kullanılır. Bu sistemin içerisinde geçen doku kesici ve kanama kontrol edici enstrümanlar sayesinde prostat dokuları direk görüş altında kesilerek mesaneye atılır. Operasyon sonunda mesanede biriken dokular vakum cihazları sayesinde temizlenir. Kısa sürede çok miktarda doku çıkartmak mümkündür. Kanama eğilimi fazla olan hastalarda bazen operasyonu ve sonrasındaki izlemi zorlaştıran kanamalar olabilmektedir. Kullanılan aletlerin idrar yolu dar olan kişilerde zorlanma ve zorlanmaya bağlı operasyon sonrası daralma yapma olasılığı vardır.


Plazmakinetik TURP
GyrusPlazmakinetikSuperpulse Sistemi (GyrusMedical, Tuttlingen, Almanya) tarafından geliştirilen standart monopolarTURP’a alternatif bir sistemdir. Elektrik akımı ile kesi yapan standart sistem yerine ısıtılmış altın kaplama bir kesici geliştirilmiştir. Elektrik akımının bazı olumsuz etkileri bu sayede bertaraf edilmiştir. Özellikle elektrik koteri kullanıldığında etraf dokulara oluşabilecek hasar en alt seviyededir. TURP’nin doku çıkarma avantajı ve hızı plazma kinetikte de vardır. Operasyon sırasında kanama miktarı standart TURP’a göre çok azdır.

Sünnet

SÜNNET    

Yaza girdiğimiz bugünlerde okulların kapanması ile beraber ailelerde sünnet hazırlığı başlamaktadır. Çocuklarımızın hayatında önemli bir yer tutan sünnet yaptırmaya karar vermek bazen aileler için de zor olabilmektedir.

 

Sünnet ile ilgili aileleri aydınlatmak amacıyla konu ve   Merkezimizde yapılan uygulama ile ilgili kısa bilgiler vermek istiyorum:

 

Sünnet; erkek çocuklarda penisin ucunu çevreleyen cilt parçasının bir kısmının penisin ucu açıktan görülecek şekilde cerrahi yöntemle çıkarılmasıdır.


Çocuklarımızın büyük bir kısmı  sünnet işlemini pipisinin  ucu  kesilecek şeklinde bilmektedir; çocuğun yaşı uygunsa  işlemin çocuğun pipisiyle değil, sadece etrafındaki  fazlalık derinin çıkarılması olduğu anlatılmalıdır.


 Yapılacak işlemin ne olacağını bilmesi çocuğun korku ve endişeyi daha az yaşamasına neden olur.

Sünnetin sağlık açısından yararları bulunmaktadır.  Sünnet sırasında çıkarılan ve penisin etrafını çevreleyen deri parçası bazı durumlarda idrar akımında zorlanmaya yol açmaktadır. Derinin kendisi de iltihaplanıp ağrılı durumlara ve idrar yolu enfeksiyonlarına neden olabilmektedir. Sünnet olmayan erkeklerde erişkin dönemde bu bölgedeki kanser riski ve bulaşıcı hastalıklara yakalanma oranı da sünnetli kişilere göre daha fazla olmaktadır.


Sünnet cerrahi olarak basit bir operasyon olmasına rağmen dikkat edilmediği ve uygun ortamlar sağlanmadığı takdirde ciddi kötü sonuçlar doğurabilecek bir işlemdir.


Sünnetin ne zaman yapılması gerektiği en sık sorulan soruların başında gelir. Bu konuda benim de kabul ettiğim genel yaklaşım 2-6 yaş arasında sünnet yapılmamasıdır. Çocukların ruhsal açıdan zarar görmemesi için bu yaş grubundaki çocuklara tıbbi gereklilik olmadığı sürece sünnet yapmamak doğru olacaktır.


Merkezimizde sünnet olacak çocuğumuza gerekli kan testlerinin yapılması takiben işlem sırasında ağrı hissetmemesi ve korkmaması için kısa etkili bir ilaç verilir. Takiben işlem sırasında ağrı hissetmemesi için penise lokal anestezi yapılır ve sünnet gerçekleştirilir.
Sünnet sırasında amaç çocuğa ağrı, korku hissettirmeden steril şartlarda modern teknikle işlemi gerçekleştirmektir.


Op. Dr. Murat Bağışgil

Sertleşme problemi- Erken boşalma

ErektilDisfonksiyon (Sertleşme Problemi)
1992 yılından beri bilimsel ortamda "iktidarsızlık" kelimesini kullanmamakta çünkü erkeğin cinsel "iktidarını" kaybetmesi sadece cinsel organının sertleşmemesini değil, bunun yanında erken boşalma sonucu eşini tatmin edememesi veya stresli yaşamı yüzünden isteğini kaybetmesi gibi farklı nedenlere de bağlı olabilecek karmaşık bir ikili ilişki sorununa işaret etmekte. Bu yüzden "memnun edici seksüel performansa izin verecek yeterli ereksiyonu sağlamak ve devam ettirmedeki kalıcı yetersizlik" tanımlanabilecek bu durumu "sertleşme bozukluğu" veya "erektildisfonksiyon" olarak tanımlamak daha doğru olacaktır.

 

Sertleşme bozukluğu gittikçe hakkında daha fazla bahsedilir bir konu haline geldi. Bunun temel olarak iki nedeni var. Nüfusumuz yaşlanıyor ve yaşlanan bu nüfus ile beraber serleşme sorunlarının daha sık karşımıza çıkması doğal.1950'lerde 46 olan yaşam beklentisi 2000li yıllarda 66'ya ulaşmıştır ve 2050'lerde 76'ya ulaşması öngörülmekte. Bunun yanında cerrahi ve penise sertleşmeyi sağlayacak ilaçların enjeksiyonlarının dışında "acısız" tedavi seçeneklerinin de kullanıma girmesi ve buna paralel olarak bu ürünlere yönelik bilinçlendirme kampanyalarının artması insanları sorunlarını dile getirmeleri konusuna cesaretlendiriyor. Böylece eskiden "kol kırılır yen içinde kalır" yaklaşımı ile saklanan sorunlar dile getirilmeye ve tedavi aranmaya başlıyor. 

 


Yaşlandıkça Sertleşme Bozukluğu Görülme İhtimali Artıyor
90'lı yılların sonunda ve 2000'li yılların başında dünyada büyük çaplı sıklık (prevalans) çalışmaları yapıldı. Toplumsal algıdaki farklılıklar nedeniyle farklı sonuçlar elde edilmiş olsa da yaklaşık olarak 40 yaşında %10 ila 40 arasında görülen sertleşme sorunu 70'li yaşlarda %50 ila 80 oranına ulaştığı bildirilmektedir. Türkiye'de kurumsal olarak yapılmış geniş ölçekli çalışmada sertleşme bozukluğu sıklığı %69,2 olarak tespit edilmiştir.

 


Niye Sertleşme Bozukluğu Gelişiyor ?
"Sertleşme" insanda sinir ve damar öğelerinin ortak çalışması ile gelişir. Beyin omurilik hattından gelen sinyalin penise ulaşması ile penis içindeki süngersi yapının gevşeyerek kan ile dolmasını sağlayan kimyasal bir dizi olay tetiklenir. Bu sayede penis kan ile dolar ve sertleşir. Burada iletimini engelleyecek sinirsel (cerrahi sonucu sinirlerde yaralanma ve benzeri durumlar) veya süngersi yapının gevşeyerek kan ile dolmasını engelleyecek damarsal bozukluklar (damar sertliği, şeker hastalığı, yüksek tansiyon gibi) sertleşme bozukluğuna yol açacaktır.


Kimler Daha Fazla Risk Altında ?
En başta yüksek kolesterol, yüksek tansiyon, şişmanlık, sigara tüketimi, hareketsizlik gibi kardiyovasküler risk faktörü taşıyan kişiler gelir. Bunu takiben şeker hastalığı olanlar gelir. Bunun dışında nörolojik hastalığı olanlar, hormonsal bozukluğu olan ve sinirlerin zarar görebileceği ameliyatlar geçirenler de daha yüksek risk altındadırlar.

Sayısal olarak ifade etmek gerekirse hastalığı olmayan yaşıtları ile karşılaştırıldığında diabetik hastalar 4,1 , periferik damar hastalığı olanlar 2,6 , kardiyak problemi olanlar 1,8 , hiperlipidemisi olanlar 1,7 , ve yüksek tansiyonu olanlar 1,6 kat daha fazla sertleşeme bozukluğu geliştirme riski altındadırlar.


Sertleşme Sorunu Olan Hasta Doktora Başvurduğunda Ne Gibi Testlerden Geçmekte ?
Sertleşme sorunu olan hastayı değerlendirirken ilk önce hastayı dinlemek gerekir. Birçok hastada sorunun organik değil psikolojik veya ikili ilişki kaynaklı olabileceği görülmektedir. Hastayı dikkatlice dinlemek ve gerekli sorularla gerekli cevapları almak çoğunlukla yapılacak birçok testten daha yararlı olmaktadır. Bunu takiben yapılacak kapsamlı bir fizik muayene Peyronie's hastalığı gibi ikincil olarak sertleşme bozukluğuna neden olabilecek hastalıkların ipucunu verecektir. Bunun yanında son 12 ay içinde ölçülmediyse açlık kan şekeri, kolesterol ve erkeklik hormonu olan testosteron seviyelerinin ölçülmesi gerekmektedir.

Bu temel değerlendirmeden sonra eğer gerek görülüyorsa ileri testlere geçilebilir. Bunların arasında en çok kullanılan penise yapılan ve yapay sertleşme sağlayan bir iğneyi takiben penis ana damarlarındaki kan akımını ölçen Doppler Ultrasonografi testidir. Bu test bize penis fonksiyonları ile ilgili çok değerli bilgiler vermektedir. 


Sertleşme Bozukluğunun Tedavisinde Hangi İlaçlar Kullanılmakta ?
Sertleşme bozukluğunun tedavisinde ilaçlara geçmeden önce düzeltilebilir risk faktörlerinin ele alınması gerekir. Sigara içmenin bırakılması, düzenli egzersize başlama, kilo verme birçok hastada dramatik düzelmeler sağlayabilir. Bu değişiklikleri orta yaşta gerçekleştirmiş kişiler dahi 2 yıl gibi kısa bir sürede bu değişiklikleri gerçekleştirmemiş olanlara oranla risklerini %70 düzeyinde azaltmaktadırlar.

Yaşam şekillerini olumlu bir şekilde iyileştirmelerine rağmen sertleşme sorunları devam eden hastalar ilk basamak olarak ağızdan ilaç tedavisine alınmaktadır. Yohimbin ve apomorfin gibi başka moleküller de olmasına rağmen ağızdan ilaç tedavisinin temelini PDE5 inhibitörleri oluşturur. Sildenafil (Viagra), Vardenafil (Levitra) ve Tadalafil (Cialis) bu grubun en bilindik yüzleridir. Bu ilaçlar kendi başlarına sertleşme sağlamamalarına rağmen oluşan çok hafif sertleşmeleri güçlendirerek etki gösterirler. Hangi molekülün seçileceğine hasta doktoru ile beraber ilaçtan beklentiler ve ilaçların kendilerine özgü yan etkileri tartışarak karar verir. İlaçlardan genel olarak %50-80 oranında başarı beklenmelidir.


Oral Tedaviye Cevap Vermeyenlerde Nasıl Bir Yol İzleniyor ?
Oral tedaviye cevabı olmayanları önünde birden fazla ikinci basamak tedavi seçeneği vardır. Bunların başında penise yapılan enjeksiyonlar (PGE1 [Caverject], Papaverin [Papaverin], Phentolamin [Regitine], Papaverinphentolamin kombinasyonu [Androskat]) vakum cihazları ve intraüretraltopikal (PGE1 [MUSE]) uygulamalar gelir. Bu tedavi seçenekleri pek çok hasta tarafından uzun vadede zahmetli ve uygulanamaz bulunmaktadır.

İkinci basamak tedavileri başarısız veya kabul edilemez bulan hastalar ise mutluluk çubuğu / balonu cerrahisine yönlendirilmektedir. Temel olarak bükülebilir ve şişirilebilir olmak üzere iki modeli mevcuttur. El kapasitesi sınırlı veya yüksek maliyetten kaçınan hastalar için daha uygun model bükülebilir protez tipleriyken, doğala daha yakın bir ereksiyon beklentisi olan ve sosyal ortamda giysi altından belirgin olmamasını isteyen hastalar içinse şişirilebilen protez tipleri daha uygundur.

 

ERKEN BOŞALMA SORUNU VE TEDAVİSİ 
Erken boşalma her ne kadar cinsel bir hastalık veya yetersizlik gibi görülse de, aslında bir problem olmayıp, cinsel bir uyumsuzluktur. Cinsel ilişkide en önemli şeylerden biri uyumdur. Bu yüzden de erkeğin, kadının orgazma ulaşmasından önce veya ona ruhen yetecek kadar beraber olamayıp erken boşalmasını bir sorun olarak tanımlamaktan daha çok cinsel uyumsuzluk olarak gösterilmesi gerçekçi bir yaklaşımdır.

Sonuç olarak erken boşalmanın cinsel yetersizlik değil, sadece çözülmesi gereken bir uyumsuzluk olarak tanımlamamız gerekmektedir ve bu uyumsuzluğun, yani erken boşalmanın tedavisi de oldukça basit ve kolayca yapılabilmektedir. Bir erkeğin eşiyle kurduğu ilişkide kendisi boşalmadan eşi orgazma ulaşabilir veya tam tersine eşi geç orgazm olabilir ve kendisi ondan önce boşalabilir.
Bu durumda farklı koşullara göre kişinin boşalması farklı tanımlanabilir. 

Yine de yapılmış olan istatistiksel çalışmalara göre kadınların ve erkeklerin ortalama normal sayılan boşalma süreleri vardır ve eğer erkek bu sürenin altında (erken) ve kadın da bu sürenin üstünde (geç) boşalıyorsa, bu çiftin ciddi bir cinsel uyumsuzlukla karşı karşıya kalacağı kaçınılmazdır. Bunun için böyle durumlarda bu uyumsuzluğu aradan kaldırmak gerekmektedir. Yani hem erkeğin erken boşalmasının tedavisi, hem de kadının geç orgazma sebep olan problemlerinin ortadan kaldırılması, ya da her iki bireyin de sorunlarının aynı anda tedavi edilmesi veya ortadan kaldırılması gerekmektedir.
Yukarıda bahsedilen bilgilere istinaden erken boşalma aşağıdaki gibi sınıflandırılabilir:
Buna göre; 

Penis vajinaya girmeden önce boşalma olursa "ileri derecede erken boşalma" 

Penis vajinada iken 1 dakika veya daha altı zamanda boşalma "orta derece erken boşalma" 

Penis vajinada iken 1 ila beş dakika arası boşalma sadece "erken boşalma" olarak kabul edilir.

Bu koşullar altında normal ilişki süresi penis vajinada iken en az 5 dakika ve üstü olarak kabul edilmektedir. İdeal süre ise 5 ila 15 dakika arasıdır, ama bahsedildiği gibi bu daha çok bireysel ve çiftlere bağlı bir durumdur ve erken boşalma bir uyum sorunudur.

 

Erken boşalma tedavisi nasıl yapılır?

Erken boşalma tedavisi, çok kolay tedavi prensipleri ile yapılmaktadır. Bunlar; ilaç ve terapi dediğimiz yöntemlerdir. İlaç ile tedavide, bazı özel erken boşalma durumlarında anti-depresan ilaçların yan etkilerinden faydalanılarak tedavi edilebilmektedir. Ancak bu ilaçların da hekim tarafından önerilmiş olması tavsiye edilmektedir. Tabii kullanılan bu ilaçlar her erken boşalma sistematiğinde aynı etkiyi sağlayamamaktadır. 


Kişi hekim tarafından önerilmiş ilaçlar ile boşalması üzerinde kontrol sağlayabiliyorsa bu yönteme başvurabilir. Fakat bu yöntem ile boşalmasını kontrol edemiyorsa terapi dediğimiz sürece yönelmesi gerekir.


Erken boşalma terapisi süreci
Kişinin erken boşalma sistematiğini anlaması bunu tetikleyen arkadaki yapıların neler olduğunu görmesi ve bu süreci nasıl düzeltebileceği ile ilgili bilgi alması ve daha sonra da edinilmiş alışkanlığın düzeltilmesi için yapılması gereken egzersizlerden oluşmaktadır.
Kişiye cinsel alanda ve kendi kimlik yapısı ile bilgilendirme verilir. Daha sonra erken boşalmanın nedenlerive bunu tetikleyen alışkanlıkların neler olduğunu verdikten sonra bu alışkanlıkları düzeltmek için hem kendi başına hem de eşiyle olan ilişkilerinde yapılması gerekenleri öğrendiği zaman bunları bir bisiklete takılan yan teker gibi kademeli olarak uygulayıp daha sonrada kademeli olarak azalttığı zaman kalıcı bir öğrenme sağlamaktadır. Bu kalıcı öğrenme de artık unutulmamaktadır.
Ama esas olarak yapılması gereken, kişinin o duygusunu nasıl, nerede ve ne yaparak yönetebileceğini öğrenmesi gerekir. Bu da nasıl bir bisikleti sürmeyi öğreniyorsanız veya yüzmeyi öğrenebiliyorsanız boşalmanın kontrolü de çok basit ve her erkeğin bunu öğrenebileceği bir süreçtir. Kişi sıkıştırılmış, yoğunlaştırılmış 1 tam günlük terapi sonrası öğretilenleri, bilgilendirmeleri ve aldığı telkinleri yerinde ve zamanında düzgün bir şekilde uyguladığı zaman bu süreç kişiden kişiye değişmekle beraber ortalama 2-6 hafta içerisinde kişi boşalmasını kontrol edebilir hale gelmektedir. Boşalma kontrolü de boşalma süresinin uzatılması değil, kişinin dilediği, uygun gördüğü zaman boşalabilir hale gelmesi yani kontrolü tamamen ele almasıdır


Erken boşalma sorununuz olabilir. Özellikle yeni başlayan cinsel hayatlarda, evlilik ilişkilerinde bu sorunu yaşıyor olabilirsiniz ama bu sorun birkaç aylık düzenli bir cinsel hayattan sonra da devam ediyorsa o zaman bu düzeltilmesi, kişinin kendi sorumluluğunu alıp boşalmasını yönetebilmeyi öğrenmesi gereken bir süreç halini alır.


Cinsel problemler, diğer psikolojik ve bedensel sıkıntılarımız ve hastalıklarımız gibi düzeltilmesi, aklen ve bedenen sağlıklı ve mutlu bir yaşantıyı sürdürmek için gereken süreçlerdir. Erken boşalan erkekler zaman geçirmeden, hayatlarını büyük bir ölçüde sıkıntıya sokan ama çözümü çok kısa ve basit olan erken boşalma problemi için profesyonel bir desteğe-terapiye başvurmakta geç kalmamalıdırlar.

 

Erken boşalma nasıl çözülür?
Erken boşalma, çözümü çok kolay olan bir problemdir. Yapılması gereken şey, kişinin problemin neden olduğunu, nelerin bunu tetiklediğini duygu ve alışkanlıklarını değiştirmesi için neler yapması gerektiğini öğrenmesidir.
Erken boşalma sorununun çözümünde kişi kendi duygularına, duygu durumlarına göre hayatını düzenlemektedir. Yani hangi duyguyu ne zaman yaşayacağını öğrenmesi ve buna karşı ne önlem alacağını öğrenmesi çözüm için yeterlidir.


Erken boşalan erkek neler hisseder?
Cinsel alanda bir probleminiz var ise bu sizin işinize ve çevre ile olan diyaloğunuza yansır. Sağlıklı bir cinsellik yaşayamayan boşalmasını kontrol edemeyen eşine yeterli cinselliği veremeyen bir erkek kendini mutsuz, yetersiz ve eksik olarak hissetmektedir. Bu süreç gün içerisinde kişinin sosyal yaşantısında çevre ile olan ilişkilerini bozmaktadır.


Erken boşalıyorum, doktora başvurmalı mıyım?
Eğer bu sorun ilişkinizi etkiliyorsa veya sizin gündelik yaşantınızı etkileyip psikolojinizi bozuyorsa bu konuda bir doktora, profesyonel desteğe başvurmak en akıllı yaklaşım tarzıdır.


Çiftler erken boşalma terapisine beraber mi gelmelidir?
Erkeğin erken boşalması kadın ve erkeğin beraber yaşadığı bir süreçtir. Terapi sürecinde kadının da olması tabii ki daha faydalıdır. Ama bazen erkekler eşlerinin yanında bu problemin konuşulmasına sıkıntılanabilmekte, bazen de eşler bu terapi sürecinde yer almaktan sıkıntılanmaktadır. İdeal olan partnerlerin birlikte gelmeleridir, ancak erkeğin yalnız gelmesi de aynı başarıyı sağlamaktadır.


Erken boşalma tedavisinin başarı oranı nedir?
Erken boşalma tedavisinde %90’a yakın başarılı sonuçlara varılabilmektedir. Tedavi olmak isteyen kişilerde psikoterapi yöntemiyle erken boşalma tedavisinin başarı oranı %100’dür. Peki %10’luk kayıp neden derseniz; kişinin arka yapısında (çocukluk ve gelişme süreci) ciddi problemler olduğu için terapi sürecinde önerilen egzersizleri düzgünce uygulamamaktadır.


Erken boşalma tedavisi ne kadar sürer?
Yoğunlaşmış tam günlük bir tedavi programından sonra, aldığınız egzersizleri düzgünce uygularsanız 2-6 hafta içerisinde boşalmanızı kontrol etmeyi öğrenemeye başlarsınız. Bu da ilişki sıklığına göre daha kısa veya uzun sürede tamamlanabilmektedir.

Genital Siğiller ve Tedavisi

GENİTAL SİĞİLLER VE TEDAVİSİ

Genital siğiller, hem erkekte hem de kadında en sık rastlanan ve cinsel yollarla bulaşan bir enfeksiyondur.

Genital siğiller hem bulaşıcıdırlar hem de diğer bölgelere de kolaylıkla yayılırlar. Muhakkak tedavi edilmesi gereken bir hastalıktır. Aşağıdaki makalede genital siğilin ne olduğu, belirtileri, tedavisi, tedavi edilmediğinde ne gibi sorunlar doğuracağı ve merak edilen daha birçok sorunun cevabı yer almaktadır.

 

Genital siğil nedir?

Genital siğiller, en sık görülen cinsel yollarla bulaşan bir hastalıktır. Her iki cinsi de tehdit eder. Vücudun diğer bölgelerinde oluşan siğillerle de benzerlik gösterirler. Tıpkı ellerde oluşan siğiller gibi tamamen virüsle meydana gelmektedir. Genital siğillerin diğer bölgelerde meydana gelen siğillerden farkı ise cinsel yolla bulaşması ve sinsi bir şekilde yayılmalarıdır. Bu sebeple genital bölgesinde siğil olan her birey mutlaka bir doktora başvurmalıdır. Aksi takdirde siğil sayısı giderek artacak ve ileride daha büyük sorunlar doğuracaktır.

Genital siğiller; karnabahar görünümünde, irili-ufaklı boyutlarda ve kimi zaman kanayabilen ağrısız oluşumlardır. Siğiller; ellenip, kaşınmamalı veya koparılmamalıdır. Aksi halde, ellerin vücudun farklı bir bölgesiyle temas etmesiyle birlikte o bölgeye de bulaşmış olur. Dolayısı ile önceden birkaç tane olan siğil sayısı hızla yayılarak bir süre sonra çok daha fazla sayılara ulaşabilir.

 

 

Genital Temizliğin Önemi

Genital siğilleri diğer enfeksiyonlardan ayıran en önemli özellik, karnabahar görünümünde ve ağrısız olmalarıdır. Ama yine de kesin tanı için çoğunlukla patoloji sonuçları değerlendirilir. Genital siğiller, özellikle kadınları daha çok tehdit ediyor. Şayet genital bölgede kıllanmalar var ise siğillerin fark edilmesi oldukça zordur. Bu nedenle erkek olsun kadın olsun herkesin genital temizliğe önem vermesi gerekir.

HPV Nedir?

Genital siğillerin oluşması tamamen cinsel yolla bulaşan virüslerden kaynaklanır. Bu virüs, Humman Papilloma Virüs (HPV) olarak isimlendirilen insan papilloma virüsüdür. Genital siğiller, bu virüsün DNA’ya yerleşmesi ile oluşurlar. Fakat bunların kuluçka süreleri oldukça geniştir. Bu kuluçka süresi 1 haftadan birkaç yıla kadar uzayabiliyor.

Genital Siğil Kimlerde Daha Sık Görülür?

Genital siğiller çok sayıda cinsel eşi olan kişilerde daha sık görülür. Tek eşlilerde oluşma ihtimali oldukça düşüktür. Her birey muhakkak genital siğiller hakkında bilgi sahibi olmalı ve lezyonlu olan kişi bir an önce hekime müracaat etmelidir. Siğiller tek başına hiçbir şikayete neden olmazlar.

Çabuk bulaşan ve diğer bölgelere hızla yayılma eğilimi gösteren bu siğiller, estetik açıdan da olumsuzluk unsurudur. Yıkanırken ya da genital temizlik esnasında kanayabilirler. Cinsel ilişki esnasında ağrı yakınmalarına neden olsa da, genital siğiller tek başlarına ağrı /sızı yapmazlar.

 



Genital Siğil Nasıl Tedavi Edilir?

Genital siğillerin tedavisinde çeşitli tekniklerden yararlanılabilir. Siğillerin üzerine ilaçlı kremler sürülebilir, Kriyoterapi denilen soğuk tedavi ile siğiller dondurarak tedavi edilebilir. Lazer ya da elektrikli alet (elektro koter) yardımı ile de siğiller bir bir yok edilebilir.
Siğillere açık ameliyat uygulandığında ise siğiller “bisturi” yardımı ile birer birer temizlenir. Tedavideki esas hedef, siğillerin ve bulunduğu taban dokunun tamamen yok edilmesidir. Bütünüyle denatüre edilerek lezyonlu bölgedeki tüm hücrelerin öldürülmesidir. 

İlaç Tedavisi Yerine Hangi Tedaviler Uygulanabilir?

Burada bir bir en küçük siğillere kadar muhtemel tüm noktaların tahrip edilmesi söz konusudur. Zorlu, maliyetli ve uzun süreli bir ilaç tedavisi yerine kriyoterapi (siğillerin dondurulması), lazer veya cerrahi tedavi alternatifleri değerlendirilebilir.

Bu tedavi yöntemlerinde siğillerin sayıları ve lokalizasyonu göz önüne alınarak seans sürelerinde farklılıklar olabilir. Bu işlem bir seanstan birkaç seansa kadar uzayabilir. Tedavide çoğunlukla olumlu sonuçlar alınmasına rağmen çok sayıda cinsel eşi olan kişilerde bu durumun tekrarlama ihtimali yüksektir. Hastan bu riski bilmesi ve gerekli önlemleri almalıdır.

Genital Siğil Neden Tedavi Edilmelidir?

Tüm hastalıklarda olduğu gibi genital siğillerin tedavisinde de erken teşhis ve tedavi son derece önemli. Hem bayanları hem de erkekleri tehdit eden bu siğiller, bulaşıcı ve hızla yayılan yapıdadırlar.  Dolayısıyla başlangıçta bir iki tane olan siğil sayısı kısa zaman içinde çok daha fazla sayılara ulaşacaktır. Bu nedenle problem çok kısa süreli bir tedaviyle aşılacak haldeyken, siğillerin çoğalmasıyla birlikte daha zorlu ve uzun bir tedavi gerekebilir. Aynı zamanda bu durum estetik ve fonksiyonel sorunlar da doğurabilmektedir.

Tedavi Edilmeyen Genital Siğiller Ne Tür Sorunlar Doğurur?

Eğer genital siğiller tedavi edilmezse, virüs taşıyan ve lezyonlu olan kişinin cinsel ilişki yaşadığı tüm partnerlerine bu virüs bulaşır. Bir süre sonra hızla yayılma eğiliminde olan bu siğillerin sayıları çoğalıp yara dokusu büyüyeceğinden tedavisi daha zorlaşacaktır.

Penis ve cilt dokusu tamamen siğille kaplanmış olan hastalarımız var. Bunların tedavisinde penis cildini bütünüyle alıyoruz. Dolayısı ile genital siğil tedavisinin ihmalinin sonu çok büyük ameliyatlara kadar varabiliyor.

Ürodinami

 

ÜRODİNAMİ

Ürodinami, mesane (idrar kesesi) fonksiyonlarının incelenmesi işlemine denir. İdrar kaçırma ve yapma ile ilgili problemleri olan kişilere uygulanır. İdrar kesesi kapasitesi, basınçı ve genişleyebilirliği hakkında detaylı bilgi verir. Hastalığınızın tam anlaşılması ve tedavinizin düzenlenmesi için yapılır. 


Bu işlem öncesi idrarınızı yapmış olmanız yeterlidir ek bir hazırlık gerektirmez. İşlem aç ya da tok olarak yapılabilir. İşlem 30dk ile 60 dk arasında tamamlanır. İşlem sonrası hasta evine gidebilir. Doktor bilgisayar dökümlerini ve hazırladığı raporu hastasına işlemden hemen sonra verir. 


İdrar yolunuza ve makat kısmına çok ince bir kateter tatbik edilir, belirlenen kısımlara elektrotlar yapıştırılır. Bu kateterler vasıtasıyla idrar torbası ve karın içi basınçlarınız hesaplanacaktır. idrar kesenize vücut ısısında uygun hızda sıvı verilecektir. Sizden sıkışıklık durumunuzla ilgili bilgi vermeniz istenecektir. Dolum esnasında mesanenizin fonksiyonları (kapasitesi, basınçları, genişleyebilirliği) incelecektir. Bütün bu özellikler bilgisayar ortamına kaydedilecek ve doktorunuz tarafından yorumlanacaktır. Gerekli görüldüğü taktirde mesanenize kontrast madde içeren sıvı verilerek doldurma ve işeme sırasında görüntüleme yapılabilir. 


Ağrılı bir işlem değildir. 
Bu işlem esnasında anesteziye ihtiyaç yoktur. Kateter takılması sırasında dış idrar kanalınıza verilecek olan kayganlaştırıcı jelin lokal anestetik etkisi mevcuttur. 
İşlem sonrası sıkıntılar ve dikkat edilmesi gerekenler. 


İşlem sonrası idrar yolu enfeksiyonu gelişebilir. Enfeksiyon gelişmese bile işlem sonrası birkaç gün idrar yaparken yanmanız olabilir. Bol su içip sık tuvalete giderek bu sıkıntıları atlatabilirsiniz. İşlem sonrasında idrar yaparken yanma, idrarda bulanıklaşma veya ateşlenme gibi bir durum gelişirse lütfen doktorunuza haber veriniz. 

Varikosel - hidrosel


Varikosel nedir?


Erkeklerde testislerden çıkan kirli kanı taşıyan toplardamarların (venlerin) bozukluğu nedeniyle iyi görev yapamaması ve buna bağlı içindeki kirli kanı kalbe taşıyamamasıdır. Bu toplardamarlar içinde biriken kirli kan nedeniyle damarlar şişer, buruşuk bir hal alır. İnsanlarda (özellikle kadınlarda) bacaklarda oluşan varislerintestislerdeki benzerine varikosel diyoruz.
Erkek kısırlığının (erkek infertilitesi) en sık görülen ve düzeltilebilen nedenlerinin başında gelmektedir. Toplumda erişkin erkeklerin %20'sinde görülmektedir. Çocuk sahibi olamama nedeniyle başvuran erkeklerin %35'inde rastlanıyor. Varikosel ilerleyici bir hastalık olup testis gelişiminde gerilemeye; sperm yapımını bozarak infertiliteye (çocuk sahibi olamama) neden olabilmektedir. Çoğunlukla sol tarafta görülse de iki taraflı olup olmadığını iyice araştırmak gerekir.
Varikosel menide spermiogram (sperm tahlili) da ortaya konabilen şu olumsuz durumlara neden olabilir: 

Sperm sayısında azalma

Sperm hareketlerinde bozulma

Sperm şeklinde (morfolojisinde) bozulma

 

Bu olumsuzluklara şu mekanizmalarla sebep olur: 

Testiste atılamayan kanın birikmesi sonucu ısı artışı olması

Testisten atılması gereken zararlı ürünlerin bozuk damarlardan atılamayıp testise geri dönmesi (reflüsü)

Kirli kanın testiste birikmesi

 

 

Varikosel teşhisi (tanısı) nasıl konur?
Teşhiste en önemli yöntem tecrübeli bir üroloji uzmanının yapacağı muayenedir. Muayene mutlaka ayakta yapılmalıdır. Muayeneye göre varikosel 3 dereceye (grade) ayrılır:

Grade I (derece I): En hafif derece olup ayakta muayenede ancak öksürük/ıkınma gibi manevralarla ele gelen

Grade (derece II): Ayakta muayenede karın içi basıncını artırmaya gerek olmadan el ile muayenede anlaşılan

Grade (derece III ): En ağır tip olup, ayakta gözle görülebilen varisli damarlar söz konusudur

 

 

Karın içi basıncını artıran durumlarda el ile varisli damarları hissetmekle ortaya konur.
Tanıda ikinci basamak,skrotal renkli doppler ultrasonografi tetkikidir. Bu tetkikle hasta damarların çapları, bu damarlara kirli kanın geri dönüp dönmediğini, testiste hacim kaybı olup olmadığını ortaya koyar.


Sperm tahlili (spermiogram)
Varikosel; spermde sayı, hareket ve şekil bozukluğuna (morfoloji) neden olabilir. Hastanın değerlendirilmesinde ideal olan 2 ayrı sperm tahlili (spermiogram) yapılmasıdır; iki sperm tahlili arasında 7 günden az ve 3 haftadan fazla süre olmamalıdır.


Sperm sayısı 5-10 mil. arasında ise hastada kanda FSH ve Testosteron seviyelerine bakmak gerekir.
Eğer sayı 5 milyondan az ise: Genetik testler (Karyotip ve Y kromozom) yapılmalıdır.
Genetik testler sonucunda bir bozukluk saptanmış ise varikosel muhtemelen tesadüfen bulunmuştur ve bu hastalarda varikosel ameliyatı fayda sağlamayacaktır.


SubklinikVarikosel
Cerrahın muayenesinde tespit edemediği ancak Skrotal Renkli Doppler Ultrason ile ortaya konan varikoseldir. Bu tip olguların cerrahi tedavi sonuçları yüksek dereceli varikosel tedavi sonuçlarından çok düşüktür.


Ağrı ve Varikosel
Varikoselsemptom (belirti) vermeyen, ancak evli çiftlerin çocuk sahibi olamama nedeniyle üroloji uzmanına başvurmasıyla saptanan bir hastalık olmasına rağmen hastaların yaklaşık %6’sında ağrı ve/veya testislerde rahatsızlık hissine rastlanır. Ağrı tek başına ameliyat gerektirmez; ancak başka yöntemlerle ağrı geçmez ise cerrahi tedavi düşünülebilir.
Hangi hastalara cerrahi tedavi (ameliyat) yapılmalıdır?

Çocuk sahibi olamamış çiftlerde kadın partnerin sağlıklı olması

Erkekte yapılan sperm tahlilinde (spermiogram) anormal bulgular olmalı

Daha önce çocuk sahibi olmuş ancak şimdi olamayan ve varikosel tanısı almış hastalar

Bekâr ancak yüksek dereceli (2. ve 3. derece) varikoseli olan hastalarda varikoselin ilerleyici bir hastalık olması nedeniyle cerrahi tedavi gereklidir.

Ağrısı başka tedavilerle geçmeyen olgular

 

Varikoselin günümüzdeki cerrahi tedavisi kasık bölgesinden yapılan yaklaşık 2-3 cm’lik kesi ile testis damarlarına ulaşmak ve hasta damarları bağlayarak iptal etmektir. Bu klasik yöntem dışında Laparoskopik ve Radyolojik Embolizasyon yöntemleri de daha önce uygulanmış ancak istenen sonuçlar klasik cerrahi kadar başarılı olmadığı için günümüzde kullanılmamaktadır. Laparoskopi de testisin bütün damarlarına ulaşabilmenin imkânı yoktur, dolayısıyla bu damarlar bağlanamaz, bu da cerrahi işlemin eksik yapılması manasına gelir. Ayrıca laparoskopik yöntemde karın içi organların yaralanması ihtimali gibi riskler söz konusudur.

Radyolojik olarak varisli damarları tıkamak (embolizasyon) yöntemi de bir zamanlar kullanılmış ancak birçok olguda testis damarlarının içine girebilmek mümkün olamadığı için klasik yönteme geçilmiştir.

Varikosel cerrahi tedavisinde amaç, hastalıklı toplardamarları bağlamak, testise temiz kan getiren atardamarı ve sperm kanalını (vasdeferens) ve lenf damarlarını korumaktır.

Bu ameliyat mutlaka "MİKRO CERRAHİ" tekniği ile yani ameliyat mikroskopu kullanılarak yapılmalıdır. Mikro cerrahi yöntemi ile hastalığın tekrar etmesi (nüks) ihtimali %1 iken, ameliyat mikroskopu kullanılmaz ise bu oran %15'dir. Ayrıca mikro cerrahi yöntemi ile yapılan ameliyat sonucunda 1. yılda gebelik oranı %43 iken 2. yılda %60’lara varabilmektedir.

Varikosel ameliyatından sonra en sık görülen komplikasyon "Hidrosel"dir; hidrosel testis içinde sıvı toplanmasıdır. Ameliyat sırasında lenf damarlarının bağlanmasından kaynaklanır. Görülme oranı %8’dir. Bu ameliyat genel anestezi ya da bölgesel anestezi ile yapılabilir.

Azoospermik hastalarda varikosel

Azoospermi, menide hiç sperm bulunmaması demektir. Sperm tahlilinde bu hastalarda canlı yada ölü sperme rastlanmaz. Bu hastalarda yüksek dereceli varikosel varsa (Grade II ve Grade III varikosel) mikro cerrahi varikoselektomi ameliyatından bu hastalar yarar görür. Ameliyat sonrası sperm tahlilinde hücre görülme oranı %40; gebelik oranı %10 civarındadır.

Adolesanvarikosel

Ergenlik çağı öncesi çocuklarda rastlanan varikosele adolesanvarikosel denir. Bu yaş grubunda sık rastlanır.10 yaş altı çocuklarda oran %1 iken, adolesan çağda % 11 olarak karşımıza çıkar. Bu yaş grubunda genellikle belirti vermez, muayenede ortaya çıkar.

Adolesanvarikoselde kimlere cerrahi tedavi uygulanmalıdır?

Ultrasonografide testis hacimleri arasında 2 ml den yada % 10’dan fazla fark varsa, yani testiste hacim kaybı olmuş ise mikro cerrahi varikosel ameliyatı yapılmalıdır.

Çocukluk çağında ameliyat olanlarda ameliyat sonrası testis hacimleri normale dönerken 14 yaşından sonra ameliyat olanlarda testisin kıvamı iyileşse de hacminde bir düzelme olmamaktadır.

 

 

Hidrosel

Erkek üreme sisteminin fonksiyonları erkek üreme hücresi olan spermi yapmak, spermin gelişmesine destek olup depolamak ve spermin vücut dışına atılmasını sağlamaktır. Sperm testislerde üretilir, testisten çıkan genital kanallarda bir yandan olgunlaşırken diğer yandan penise doğru taşınır ve boşalma sırasında vücut dışına atılır. Üreme fonksiyonu ile ilgili olan bu yollar yüksek derecede özelleşmiş yapılar olup bu yapılardaki rahatsızlıkların bir kısmı kitle olarak ortaya çıkar. Bu kitlelerin bazıları hayatı tehdit edici özellikte olabildiği gibi bazıları da çok fazla bir önem taşımazlar. Önemli olan ortaya çıkan kitlenin doğasının ne olduğunu anlamak için uygun bir değerlendirme yapmak ve doğru tedavi yöntemini seçmektir. Örneğin testis kanseri hayati önem arz eden ve hemen tedavi edilmesi gereken bir kitleyken hidrosel gibi diğer iyi huylu, kanser olmayan kitleler ise hayati önem taşımazlar. Erkeklerin ayda bir kez kendi kendilerine cinsel organ muayenesi yapmaları ve saptadıkları anormal şüpheli bir şişlik ya da sertlik varlığında doktora başvurmaları önemlidir.
Hidrosel Nedir ve Hangi Sıklıkta Görülür?


Erkek üreme organı testis çift tabakalı zar yapısında koruyucu bir kılıf ile sarılıdır. Bu iki tabaka arasında bir miktar sıvı bulunur. Bu sıvı tabakalardan biri tarafından salgılanır, testisin torbalar içerisinde kolay hareket edebilmesini ve bu sayede dış etkilere karşı kendini rahatlıkla koruyabilmesini sağlar. Bu iki tabakanın birinden salgılanan sıvı diğeri tarafından emilir ve bu süreç bir denge halindedir. Bu dengenin emilme aleyhine bozulması iki tabaka arasındaki sıvı miktarının artmasına ve torbanın şişmesi ile kendini gösteren içi sıvı dolu bir kesenin oluşmasına neden olur. Bu duruma hidrosel adı verilir. Hidroselin toplumda yaklaşık %1 oranında görüldüğü bildirilmektedir. 

 

Hidrosel Hastalığının Nedenleri
Hidrosel hem erişkin yaşta hem de çocukluk döneminde görülebilmektedir. Çocuklardaki sebep çoğunlukla karın iç zarı ile testisi saran yapraklar arasında bulunan ve doğumdan sonra kendiliğinden kapanan kanalın (processusvaginalis) kapanmamasıdır. Erişkinlerde ise neden ortaya çıktığı tam bilinmemektedir. Bununla birlikte; testisin kendi etrafında dönmesi ile kanlanmasının ve lenfatik drenajının bozulması (testis torsiyonu), testis iltihabı, testis travması ve testis tümörleri gibi hastalıkların bir belirtisi olarak da ortaya çıkabilir. Bu hastalıklarda hidrosel hızlı bir şekilde ortaya çıkmaktadır. Ayrıca inguinalvarikoselektomi ve kasık fıtığı operasyonları sonrasında testis lenfatik drenajının bozulmasına bağlı da nadiren hidrosel gelişebilir.


Hastalığın Belirtileri ve Seyri
Hidrosel torbalarda şişlik şeklinde belirti verir. Bu şişlik genellikle ağrısızdır ve zaman içinde yavaş bir şekilde büyüme eğilimindedir. Hidrosel iyi huylu bir hastalıktır, kansere dönüşmez ve yaşla birlikte görülme sıklığı artar. Hastanın isteğine, şişliğin büyüklüğüne, ağrı veya kozmetik sorun yapıp yapmamasına göre takip veya tedavi edilir. Çocuklarda ise doğum sonrası torbalarda şişlik vardır, bu şişlik karın içi basıncının artması ile daha da belirginleşir. Çocuk hidroseli fıtık ile beraber veya ayrı olarak görülebilir. Fıtık ile beraber görülenlerde cerrahi tedavi hemen yapılırken, ayrı görülenlerde zamanla kendiliğinden düzelme olabileceğinden tedavi için genellikle 2 yaşına kadar beklenir.


Hidrosel Nasıl Teşhis Edilir?
Hidrosel genellikle fizik muayene ile kolayca teşhis edilir. Muayene sırasında torbalara ışık tutulursa içinde sıvı olan torbanın ışığı geçirdiği (transillüminasyon) görülür. Işık geçirgenliği kitlenin sıvı ile dolu olduğunun göstergesidir. Ancak testis tümörü gibi altta yatan olası nedenleri araştırmak için skrotal ultrasonografi ile tanıyı kesinleştirmek gerekir. Çabuk yapılabilen ve nispeten ucuz olan ultrasonografi incelemesinde iyi sınırlı, hipoekoik, düzgün konturlu, posterior akustik gölgelenme veren kistik kitle olarak tanımlanır. Tanı için başka tetkiklere gereksinim duyulmaz, bununla birlikte ultrasonografi incelemesinde şüpheli bulgular varsa gerçek tanıyı koymak için manyetik rezonans görüntüleme tetkiki yapılabilir.


Hidrosel Hastalığında Tedavi
Çocukluk çağında görülen fıtıksızhidrosellerde tedavi için 2 yaşına kadar beklenir. Bu sürede düzelme olmazsa cerrahi olarak düzeltilir. Fıtık ile beraber görülen hidroseller ise tanı konulduğu anda cerrahi olarak düzeltilmelidir.


Erişkin hidrosellerinde ise tedavi hastanın isteğine ve altta yatan başka bir hastalığın olup olmadığına göre değişir. Ağrı, kozmetik sorunlar ve günlük aktiviteyi engelleyen büyüklükte olan hidrosel durumlarında tedavi uygulanması önerilmektedir.
Tedavi cerrahi dışı ve cerrahi yöntem olmak üzere 2 çeşittir.
Cerrahi Olmayan Yöntemler :

Herhangi bir şey yapmadan izlemek. 
Skleroterapi: Hidrosel sıvısı iğne ile çekilip boşaltılır ve sıvının çekildiği boşluğa tabakaları yapıştırıcı bir madde enjekte edilir. Bu yaklaşım genellikle uygulanmamaktadır, çünkü girişim sonrası hidroselin tekrar etme olasılığı vardır, başarısının %36-100 arasında olduğu bildirilmektedir.


Cerrahi Tedavi Yöntemleri :
Çocuk ve erişkinlerde farklılık gösterir. Çocuklarda genellikle kasık bölgesinden yapılan bir cerrahi kesi ile operasyon yapılır. Bu sırada fıtık olup olmadığı kontrol edilir ve varsa onarılır. Erişkinlerde ise genellikle torbaların üzerinden yapılan bir cerrahi kesi ile girişim yapılır. Tedavi lokal veya genel anestezi altında uygulanabilir. Bu sırada uygulanacak cerrahi yöntem hidroselin büyüklüğüne ve doktorun tercihine göre değişmektedir. Ana prensip hidrosel kesesinin doğurtulup açılarak içinin boşaltılması ve içeride tekrar sıvı birikmemesi için gerekli girişimin yapılmasıdır. Uygulanan cerrahi yöntemlerin hepsinin başarı oranları neredeyse aynıdır ve operasyon sonrası hastalığın tekrar etmesi -sıvı birikecek alan kalmadığından- genellikle çok nadir görülen bir durumdur.


Cerrahi Tedavide Kullanılacak Anestezi
Operasyon lokal, genel, bölgesel (spinal veya epidural) anestezi altında uygulanabilir.


Hidrosel Operasyonlarının Komplikasyonları
Uygulanan yöntem ve uygulayan cerraha göre değişkenlik göstermekle birlikte hidrosel operasyonlarının önemli komplikasyonları; kanama, torbaların kanama veya cerahat nedeni ile tekrar şişmesi, yara enfeksiyonu, testis enfeksiyonu, sepsis ve infertilitedir.


Ayrıca operasyon sırasında uygulanan anestezi tipine göre (genel, bölgesel, lokal) ek bazı riskler vardır. Lokal anestezik maddelere karşı alerji, yüksek doza bağlı konvülsiyon, kalp ritim bozukluğu, tansiyon düşmesi ve şuur kaybı, ağız ve dil çevresinde uyuşma ve kulak çınlamaları gözlenebilir. Spinal veya epidural anesteziler sonrası sırt ve baş ağrıları, geçici bir süre idrar yapamama, hipotansiyon ve kalp ritim hızında düşme, solunum yetmezliği, epidural veya subduralhematom, menenjit, nörolojik ve kalp-dolaşım sistemi bozuklukları gelişebilir. Genel anestezi uygulanan olgularda da hava yolu hasarları (diş, çene kemiği, gırtlak ve ses telleri), hava embolisi, gözde bozukluklar (kornea sıyrığı, optik nörit) ve yine kardiyovasküler bozukluklar olabilir. 
Şişman, kontrolsüz şeker hastalığı olan ve sigara içen kişilerde akciğer ve yara iltihabı riski, kalp ve akciğer komplikasyonları, tromboz riski artmıştır.
Yukarıdaki durumlarda gelişen komplikasyona bağlı tedavi ve girişim uygulanır.


Hidrosel Tedavisinde Öngörülen Girişimin Süresi, Hastanede Kalış Süresi
Hidrosel operasyonlarında girişimin süresi; işlemin tipine, işlemi uygulayan cerraha ve hastaya bağlı değişkenlik göstermekle birlikte genellikle 30–60 dakika arasındadır. Operasyon sonrası torbaya drenaj için bir dren yerleştirilir ve bu dren duruma göre 24–48 saat sonra alınır ve hasta taburcu edilir. Ortalama hastanede kalış süresi 1-2 gündür.
Hidrosel Tedavisi Sonrası Dikkat Edilmesi Gereken Hususular :


Uygulanan tedavi ve anestezi tipine göre değişkenlik göstermekle birlikte hidrosel tedavisi sonrası genelde evde birkaç günlük dinlenme sonrası günlük işler yapılabilir. Cilt için vücut tarafından emilen dikiş materyali kullanıldığından yaklaşık yedi gün sonra dikişler kendiliğinden erir, bu nedenle diliş aldırmak gerekmez ve bu süre sonunda banyo yapılabilir. Operasyon sonrası torbanın yukarıya kaldırılıp desteklenmesi için hastaya genellikle suspansuar külot giydirilir ve bu külotun en az bir hafta devamlı giyilmesi tavsiye edilir.
Genellikle operasyon sonrası bir hafta koruyucu antibiyotik, ağrı ve inflamasyon için analjezik-antiinflamatuar ilaç tedavisi verilir ve hastanın bunları ağızdan kullanması önerilir. Operasyondan 7–10 gün sonra yara yeri iyileşmesi ve enfeksiyon açısından kontrole çağırılır. Dokuların tam iyileşmesi ve torbalardaki şişliğin normal hale gelmesi 1-2 ayı bulmaktadır. Yaklaşık iki hafta sonra cinsel ilişki aktivasyonuna ve dört hafta sonra ağır iş yaşamına ve spor aktivitelerine izin verilir. 3 ay sonrada genel kontrole gelinmesi önerilir. Daha sonra tedavi sonrası rutin bir izleme gerek yoktur